RSS

Cumhuriyetcilik, Huzun Biraz Da Lidersizlik

cumhuriyet-yokluk-icinde-kurulduAtaturkcu yetistirilen ve bununla da sonuna kadar gurur duyan bir birey olarak, partisinin basinda cumhuriyet adi tasiyan ana muhalefet partisi kanimca kopruden son cikisi kacirmis, siyaset yapmaktan bezmis, iktidar inancini da yitirmis bir sekilde “en azindan hayattayiz, bu da bir sey be abi” hesabi yoluna devam etmektedir. 31 Mart gunu yerel secimler olacak, ana muhalefet yine ana muhalefet olarak yerinde kalacak, hemen hemen yeni hicbir ili kazanamayacaktir.

Bak! Ben orta okuldaydim… Iktidar partisi ve basindaki lider basa geldi. Gencligimin sonlarina geldim. Yine kendi ve partisi iktidar. Bu sure zarfinda sasirabilecegimiz, korkabilecegimiz ve de inanamayacagimiz hemen hemen her sey yapildi. Gerek adalet, gerek ozgurluk, gerekse hukuk adi altinda yapilmayan kalmadi. Bu durumlara verilen tepkiler ise seneler gectikce azaldi. Hatta yok oldu. Bizim Turk milleti ki aniden parlar, kafasina eseni soyler, bordo klavyeli hesabi atarini yapar sonra sakinlesirdi. Bak simdi insanimiza… Sessiz sessiz, sabahin korunde metrosuna binip isine gidiyor, aksamustu oldu mu yuruyen merdivenlerin saginda durarak efendi efendi tekrar metrosuna dogru iniyor, usulca evine gidiyor. Sosyal medyada espriler, sakalar, videolar goruyor. Guluyor, egleniyor, kafayi dagitiyor. Televizyonu acsa issiz adada ziplayanlar, kosanlar ve dedikocular var. Yahu doviz almis basini gitmis, saglam firmalar iflas bayragi cekmis, yarin obur gun sirketler kuculmeye gidecek. Iki bira bile icemiyor. Demiyor ki biz nereye gidiyoruz be arkadas? Cunku insanimiz yildi. Ne dese, ne etse hicbir sey olmayacak. Buna inaniyor. Haksiz mi? Hak vermemek imkansiz.

Siyasi gorusumden oturu isterdim ki, adinda cumhuriyet olan parti iktidar olabilsin… Dinmis, kokenmis, amcaogluymus gibi degerler bir kenara birakilsin, liyakat yerine gelsin. Farkli gorusteki insanlar birbirlerini elestirebilsin. Devlet icin verilecek kararlar belirli suzgeclerden gectikten sonra finale baglanabilsin. Oyle ya cesitliligin oldugu yerde farkli bakis acilari, farkli bakis acilarinin oldugu yerlerde ise yenilik olur. Iyi bir lider de bu yenilikleri degerlendirir, vatanina ve milletine asilar. Gercek liderlik ve adil yonetim de bu kadar basittir. Iyi bir ekip kurarsin, kendini ve ekibini sorgular, nihai kararlari birlikte verirsin. Fakat bakiyoruz ki cumhurbaskanligi seciminde partisinden daha fazla oy almis bir adami, partisi baskani olarak secmiyor. Bu mantikli midir? Bunun aciklamasi ne olabilir?

Dusunun ki bir forvete ilk kez forma sansi veriyorsunuz. O forvet takimini canlandiriyor, taraftarlari costuruyor, eski forvetten daha fazla gol atiyor. Mac bitiyor, takim yine yeniliyor. Bunun uzerine yeni forveti ilk onbire almak hatta kaptan yapmak yerine diyorsun ki yok ya biz yine bizim eskisiyle devam edecegiz. Bu dusunce yapisi akillara zarardir. Tipki partililerin istifa etmesi, secmenlerin sogumasi gibi bu takimin icinde de kopmalar ve taraftarin kusmesi olacaktir. Bu degismemeye direncin sebebi ya genel baskan orada zorla oturtuluyor ya da partililer simdi Allah muhafaza lider degistirirsek iktidar oluruz. Hic yonetime karismayalim biz boyle rahatiz, ay sonu maasimizi alalim, yolumuza bakalim dusuncesinde olabilir. (Zorla koltukta oturtuluyorsa rica ediyorum soylesin, hep beraber iktidar partisine oy verelim ki iktidar partisi her yerde tek basina yonetimi alsin hic 50+1 falan hesaplariyla ugrasmasin. Genel baskan da, partililer de emekliligin tadini cikarsin.)

Saka bir yana sahsim olarak cumhuriyetci oldugunu soyleyen partinin genel baskaninin yakin zamanda istifa edecegini zannetmiyorum. Istifa etse bile o cumhurbaskanligi secimindeki ates sonmeye basladi. Her dakika, her gun hatta her ay gectiginde Ince’den potansiyel lidere, partisine ve olasi kabinesine guven azaliyor.

Isterdim ki herkes kendi partisinin adami olsun. Muhafazakar misin? Muhafazakar ol, yasa ve yasat. Cumhuriyetci misin? Hak, hukuk ve adalet icin savas. Milliyetci misin? Vatansever ol, davran ve boyun egme.

Ne yazik ki goruyorum ki herkes bencilligin ve kimden ne koparirimin derdinde. Zamaninda chivas regal sisesi bitiren adam, bugun almis camiyi arkasina, hayirli cumalar diliyor, teskilat baskanligina yarisiyor. Yanlislara bas kaldiran buyuk bir adamin partisindeki zat, koltugunu korumaya almis, onumuzdeki secimlere bakacagiz, “moralinizi asla bozmayin” diyor.

Belki de hata bizde. Hangi partinin adami olursan ol, gorunen o ki degisen bir sey olmayacak. Gitsin ak, gelsin kirmizi… Yine ayni hatalar, ayni kayirmalar, ayni cozumsuzlukler olacak gibime geliyor. O yuzden gunumuzdeki liderlerden ve partilerinden nefret duymamak gerek. Dusunce yapisi degismedigi surece, sirf degisim icin degisimden de hayir gelmez. Bu yuzden Yilmaz Ozdil’in de ara ara yazilarinda dedigi gibi CHP kurtarilmadan Turkiye kurtarilamaz. Buradaki CHP sadece bir parti degil iste… Benlik, dusunce ve davranis. Bu durum gunumuzde imkansiz gibi. Belki bu aciz vucudum goremeyecek ama her seye ragmen unutmamali ki kotu gunler elbet bir sekilde gecer. Hatirlayalim! Osmanli Imparatorlugu yangin yerine donmusken IV Murat gelmis, halk, ordu ve ekonomi tekrar canlanmistir. Daha beter gunler geldiginde Mustafa Kemal gelmis, yaptiklari Dunya’ya parmak isirtmistir. Birileri yine gelecek ama gelmesi gereken zamanindan cok gec gelecek. O koltuklarda oturup hicbir sey yapmayanlari ise tarih asla hatirlamayacak.

Advertisements
 
Leave a comment

Posted by on September 12, 2018 in Uncategorized

 

Kaybetmeden Değeri Bilinmiyor Değerlinin

168143Normalde yazılarım gördüklerimle alakalı, biraz kurgusal, azıcık kişisel, gün sonunda ortaya karışıktır. Bir iki yazı dışında tam anlamıyla kendimden bir şey yazmam. Başkalarının dünyasını çok umursamadığım için başkalarının da benim dünyamı çok umursamalarını istemem. Öyle ya küçük dünyalarımızda olup bitenler yerine büyük düşünüp herkes için adalet, eşitlik, mutluluk, aşk ve güzel bir yaşam kurmanın ya da kurma gayretinin daha anlamlı olacağına inanırım. Mustafa Kemal gibi bir adamın da dediği gibi bu naçiz vücutlarımız bir gün elbet toprak olup gidecektir. Bu yüzden düşünce ve yaptıklarımızı sonraki nesillere aşılamamız lazım. Onlar da önce sorgulasın, ondan sonra bu yaşamda ne yapacaklarına karar versin. İşte bu yüzden genelde eleştirisel yazmaya gayret ederim ki ben de dahil hepimiz kendimizi yontabilelim… Neyse.

Yakın zamanda yani dün (bayağı uzun bir gün, bakma!) arabamı servise verdim ve bir gün boyunca hayatımda büyük bir eksiklik hissettim. Emin ol, hala da hissediyorum. İş dönüşü iş arkadaşımın beni bırakması yerine farklılık olsun diye yürümeyi tercih ettim. Nasıl da garip geldi. Yaşadığım şehir daha farklı geldi gözüme. O kadar da sıradan ve sıkıcı değilmiş. Trafikte beklemek yerine ara sokaklardan hemen eve ulaştım.

Sabah olduğunda işe gitmeye hazırlanırken ani bir yağmur bastırdı. Arabam malum dünden beri servisteydi. Uzun süre kullanmadığım hatta varlığından bile haberdar olmadığım şemsiyeyi bulup yola koyuldum. Yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki yüce güçler tarafından bana karşı yapılan bir test olmalı herhalde diye düşünmeden alamadım kendimi. Öyle ya istediğin dine inan, bizleri yaratan bir yaratıcı ve bu dünyada da olma sebebin var birader. Öyle evrimmiş, maymunmuş, gorilmiş… Bunları geçelim… Neyse…

Yollarda alt yapı olmadığı için köşeden köşeye gitmeye çalıştım. Sol tarafımdan koşar adımlarla ilerleyen bir tane – hep de olur ya ama valla oldu – üstü başı kir içinde birini gördüm. Sanıyorum işçi. Başına gazeteyi tutup yağmurdan korunmaya çalışmış, elindeki iki tane ekmeğin bulunduğu poşetle de işine doğru gidiyor. Yani işine doğru gidiyordur diye düşünüyorum. Yoksa sabahın bir körü hele bu yağmurda acil ekmek almam lazım diye düşünmemiştir değil mi? Herhalde inşaat işçisi ve arkadaşlarına ekmek aldı. Biraz bir şey atıştırıp, yarı aç çalışıp, gün sonunu bekleyecek. İşte bu durum beynimde kıvılcımlara neden oldu.

Beni bilen, bilir. Karakterim gereği çok söyleniyorum. Belki mükemmel olmasa da sahip olduklarımın sorunsuzunu, iyisini istiyorum ama onları kaybettiğimde kafama dank ediyor, etti. Aşk için de böyle bu durum. Hayatımda olan kadının değerini unutuyorum bazen. Ailemi, arkadaşlarımı da yersiz yere üzebiliyor ya da ilgilenmiyorum. Hatta bazen işim bile sıkıcı gelebiliyor. Bunlar işte hep rahatlıktan, sıradanlaşmadan… Sahip olunca bir şeye, onun değerini unutuyoruz. Kaybedince de ‘’ama, ama, ama’’ diye üzülüyor ve özlüyoruz.

Demem o ki, şimdi anlamaz çoğunuz malum saçma sapan haber kaynakları ve filmlerle beyniniz yıkandığı için sorgulayamaz hale geldiniz, arabamın yokluğu sahip olduğum değerlere ve benim için değerlilere daha sıkı sıkı sarılmam gerektiğini hatırlattı. Gerçekten kötü olmadan iyinin değerini, problem olmadan çözüm yolu aramayı, kaybetmeden savaşmamız gerektiğini hatırlamıyoruz ya da ben hatırlamıyorum.

Özet: Hayatının parçası olan şeyleri ara ara vur, kır, parçala ama asla değerlerini unutma. Onlar için hep savaş!

 
Leave a comment

Posted by on September 8, 2018 in Uncategorized

 

Baron Kılıklı Bey

businessman-cartoon-character-in-blue-suit-vector-10297375

Bazı marjinal işyerlerinde genel müdür yardımcısı pozisyonlarında baron kılıklı bir bey vardır. Hem orta seviyedeki çalışanlarla arası iyidir, hem de müdür ya da patronun en sevdiği adamlardan biridir. Slim fit gömlekler giyer, fotoğraflarda pahalı saatini gösteren pozlar verir, ses tonu sabahın körüne rağmen güçlü ve enerjiktir, hep ilginç ama abartılı anıları vardır ve kendince komik bir şey anlattığında çalışanlar ‘’Hahaha ay Baron Kılıklı Bey çok komiksiniz’’ der. Tanıdın mı o tipi?

Biraz daha ayrıntı vermeye devam edelim… Ortalık karıştırır. Bundan da büyük bir haz duyar. Patronla Uzakdoğu serüveni yaşarken, bir yandan patrona çalışanlar hakkında atar tutar, bir yandan maillerinde şu an Uzakdoğu seyahatindeyim, bu yüzden asistanım yardımcı olacaktır diye gösteriş yapar. İlgi manyağıdır, her şey onun etrafında dönmelidir ve kendi gözünden kendisi tam bir iş bitiricidir.

Ukalalığı yüzünden seveni de olur, sevmeyeni de. Kimi müşteriler bu adam yüzünden o firmayla çalışır, kimi müşteriler aman beni onunla muhatap etmeyin der ama inceden onunla savaş halinde olduğundan yine o firmayla çalışmaya devam eder.

Bunu bildiği için her şekilde rahat tavırlar sergiler. Kazanç kelimesinin eş anlamlısıdır. Ara ara müşterilerle buluşur, hem yer hem yedirir, ilişkileri sıcak tutar. Göz önünde bulunmak ister. Futbolu çok sever, yurtdışına maçlara gider; yatırımları takip eder, bununla ilgili paylaşımlar yapar ve rakiplerinin fiyatları hakkında kendini güncel tutar, patronla arasından su sızmaz.

Gün sonunda baron kılıklı bey kendi kişisel egosu dışında ne ruhuna, ne de vatanına bir şey katar. Asla fakir fukaraya yardım etmez, değil inanç amaçlı, gezi amaçlı bile ne cami gezer ne de kilise… Ruhu boş, ahlakı olmayan bir bireydir çünkü… Siyasi yorumlar yapmamaya özen gösterir. Adaletsizlik karşısında ne tepkisini açık yüreklilikle söyler ne de tarafını belli eder. Su gibi akar yolunu bulur. Gereksiz risk almaz. Kendisine bir şey olmasına izin vermez.

Aslında her şeyi vardır gibi görünür. İyi bir kariyeri, bilinen insanlardan oluşan bir çevresi ve güzel bir maddi durumu. Yine de kimseyi gerçekten sevemez. Sevse bile sıkılır. Yükseklerde yaşamaktan bıkmış, istediği şeylere ulaştığını zannetmiş fakat bu hayatta gerçek anlamda ne kendine bir iz bırakmıştır, ne hayatını isteyerek yaşamıştır, ne de gönülden aşk yaşayıp tadını alabilmiştir. Bu yüzden baron kılıklı bey yalnızdır, mutsuzdur… Bunu bildiğinden gece çöktüğünde, kendiyle baş başa kaldığında başkalarının hayatlarındaki olumlu değişimlere gıpta eder ve eleştirir. Bu yüzden hiçbir şeyi yoktur. Çünkü eleştirmekten başka yapacak çaresi yoktur. Ne yazık ki yükseklerde uçan bu baron kılıklı bey ezdiği, küçümsediği ve içten içe özendiği insanların hayattan tattığı zevki asla anlamayacak ve tadamayacaktır.

 
Leave a comment

Posted by on September 4, 2018 in Uncategorized

 

Kahramanlar ve Figüranlar

Heroes_CurrentSeries.jpgAdalet ve liyakat konusunda gün ve gün mükemmel bir gerileme içerisindeyiz. Simple present tense bilmeyen adamlar yüksek yerlere geliyor, onlardan olanlar koruma altına alınıyor; okumuş, etmiş adamlar pis kötü kaka ilan ediliyor. Hukuk bazen seni koruyor, bazen onları affediyor, bazen ikinizi de korumuyor. Hatta daha sonra biz hata yapmışız, ‘’pardon’’ diyor. İster sıradan, ister hayati olsun, kararlar alınırken bilenin değil; çoğunluğun dediği oluyor. Yani adamın biri ‘’ iki kere iki bundan sonraki süreçte beş olacak arkadaşlar onaylıyor muyuz?’’ dediğinde çoğunluk onaylıyorsa iki kere iki beş oluyor. Bunun adı yasa oluyor. Buna demokratik seçim deniyor. ‘’Hayır, kardeşim dört eder. Siz ne yapıyorsunuz? Saçmalamayın!’’ dediğinde kurallara karşı gelmiş oluyor ve toplumdan dışlanıyorsun. Öyle ya, demokraside bir konu hakkında bilgi sahibi olmana gerek yok. Hepimiz eşitiz. Hepimiz her şeyi biliriz. Hepimiz her şeye karar verebiliriz. Fakat konu senin lise – üniversite seçimlerine ve iş girişlerine geldi mi testler, sınavlar, mülakatlar var. Yani on sekiz yaşına giren bir genç, ülkenin sistemi hakkında bilgi ve hak sahibi olabiliyor ama başvurduğu firmanın depo elemanı olma sınavında kalıyor, işe alınmıyor. Ülkenin sistemini değiştirebilmeye yetisi olan kardeşimi siz nasıl işe almazsınız lan? Evet! Lan! Diyesi geliyor insanın… Peki, terbiyemizi takınalım ve bu tezatlık karşısında ne yapabiliriz bunu düşünelim.

Sessiz durabilirsin. Sessiz durmak derken konuşmana, sosyal paylaşımlarına ve ikili ilişkilerine dikkat etmeyi kastediyorum. Otosansür yapacaksın. Kendi kendini frenleyeceksin. Öyle her şeye yorum yapmayacaksın. Çiçekli, böcekli paylaşımlara adayacaksın kendini. Farklı bir paralel evrende yaşıyor gibi davranacaksın. Ben bunları yapamam, susmak bana ters kardeşim diyorsan da, o zaman hiç düşünmeyeceksin. Evet! Bir denizanası edasıyla beynin olmadan yaşamına devam edeceksin. Olan biteni sorgulamayacak, işine, okuluna gidecek, senden beklenileni yapacak, biraz maaş kazanıp, saçma sapan yarışma programları izleyip, kredi çekip, evlenip, üzerine de okul taksitleriyle uğraşacağın çocuk yapıp, ölümlü yaşamını çarçur edecek ve arkandan ‘’İyi bilirdik’’ dedirteceksin. İnanırsın, inanmazsın… Sonraki dünyada sorgu melekleri ‘’Evet! Anlat bakalım ne yaptın?’’ dediklerinde ‘’Valla bizde durumlar vahimdi.  Sizler de daha iyi bilirsiniz gerçi ama ben doğru bir yaşam için mücadele etmek yerine susmayı tercih ettim. Öyle sessizce kendi kabuğumda yaşadım, sonrası işte malum buradayım.’’ diyeceksin. Öyle ya, düşündükçe, medyayı ve çevreni biraz takip edince zaten bir şeylerin yanlış olduğunu göreceksin ve canın sıkılacak. Gerek yok… Sen mi kurtaracaksın memleketi? Sana ne? Önüne bak önüne… Bu hayatta figüransın sen. Yerini bil, boynunu eğ, kula kulluk et. En pahalı benzini al. Durma! Yoluna devam et.

Eğer bu ikisi de sana tersse yani hem otosansür yapamıyor, hem beyinsiz kalamıyorsan o zaman kahramansın sen kardeşim. Evet! Kahraman… Kaybedeceğini bile bile adaletsizlik karşısında susmuyorsan kahramansındır. Bunun için sokaklara çıkmana gerek yok. Gymlere gidip, kas yapıp instagrama story atmana da gerek yok. Hele cumhurbaşkanı adayını parti başkanı bile seçmeyen bir partiye üye olmana hiç gerek yok. Günlük davranışlarınla, konuşmalarında, işinde ve yaşamında tarafını belli edeceksin. Buna göre yaşayacak, buna göre davranacaksın. Belki bu şekilde yaparak, tepki çekecek ve kendi kendine zarar vereceksin ama içten içe hem sen, hem sevdiklerin, hem de düşmanların diyecek ki ‘’Ne kadar da doğru bir insan’’. İşte bu doğru insanlardan biri de İrfan Değirmenci. İrfan Değirmenci ki televizyonlarda yıldızı parlamış ve daha da yükselebilecek bir spiker iken, düşünceleri yüzünden artık sadece kendi evinden yayın yapabilen, patreon sitesi sayesinde çok az destek alan ve gündemi bizlere kendince şeffaf bir şekilde aktarmaya çalışan bir kahraman. Kim kaybetti? İrfan Değirmenci mi? Yoksa ülke olarak biz mi? Biliyorum dahası da var. Uğur Dündar – Levent Üzümcü – Yılmaz Özdil – Müjdat Gezen vs nice kahramanlar var ama dün İrfan Değirmenci’nin kendi evinden yaptığı yayınını izledim ve dedim ki ‘’ne kadar da doğru bir insan’’ Demem o ki dostlar, bu kafada ve benzeri kahramanları karalamak gün sonunda bizlere zarar verecek. Sorgulayan, doğruları haykıran, işini iyi yapan insanları düşünceleri yüzünden eleyip, yerlerine sorgusuzca itaat etmeyi baz alan, boş beyinleri koyarsak, trenler rayından çıkar, uçaklar pistlerde kaymaya başlar, ameliyatlar hatalı yapılmaya başlar, öğretmenler öğretemez hale gelir, sanat – kültür zevk vermemeye başlar, kısaca bizler başarısız hiçbir işi doğru yapamayan, beceriksiz, liyakatsızlıktan dolayı da mutsuz bireyler hale geliriz. Kahraman olun demiyorum, figüran kalın yine ama kahramanları yok etmeyin. Çünkü ne kadar eleştirirsen de eleştir, kahramanların tarafı gün sonunda hak, hukuk ve adalettir.

 
Leave a comment

Posted by on August 1, 2018 in Uncategorized

 

Gercek Muslumanlar

n-MUSLIMS-628x314Ne mutlu ki her seyi bilen bir millete sahibiz. Berberinden bakkalina, manavindan taksicisine kadar hemen hemen hepimiz her sey hakkinda bilgi sahibiyiz. Kendimizce yorumlar, elestirir ve bir sonuca baglariz. Okumayiz bile… Gerek yoktur cunku. Bilmem ne amcanin oglu vardir, o oyle oldugunu iddia ediyordur veya eskiden dedelerimiz boyle demistir ve o sey de bundan dolayi oyledir. Konu da kapanmistir.

Ben de onlardan biri olarak yani her seyi bilen bir milletin bireyi olarak, muslumanlik hakkinda bazi seyler yazmak istiyorum. Katilirsiniz, katilmazsiniz size kalmis tabi ki ama dedim ya biz illa biliriz. Hem de iyi biliriz iyi.

Muslumanligin bes sarti var. Bunu ilkokul yillarimizdan beri ogretiyorlar. Fakat zaman gectikce yasadigim topluma da bakinca bu dinin hakkini gercekten verip vermedigimizi de sorgulamak istiyorum.

1) Kelime-i Sehadet Getirmek: Allah’in varligini, birligini ve elcisini kabul ederiz. Haliyle yaratanin ongordugu kurallari ve elcisinin davranislarini feyz aliriz. Siyasi bir direniste camilerimizde bira icildi diye yalan soylemeyiz. Ticarette peygamberimiz gibi el emin olup ihalelere fesat karistirmaz ya da ayakkabi kutularina birseyler saklamayiz. Farkli dusunuyor diye insanlari haksiz yere hapislere atmayiz. Atmamaliyiz. Cunku Kelime-i sehadet getirmisizdir ve yeminimize uymamiz gerekmektedir.

2) Namaz Kilmak: Bes vakit olacak sekilde yaratanimiza dualar ederiz. Bunu da camilerimizde yapariz. Vergilerle yapilan koprulere benzemez. Girisi – hala – ucretsizdir. En zengininden en fakirine kadar, en okumusundan en okuma firsati olmayanina kadar cami herkesi kucaklar. Gercek hayatta da bir tek rukuda egilip secdede diz cokmeliyiz. Kula kulluk asla etmeyiz. Unutmamaliyiz! Zaman ne kadar da kotu de olsa hepimiz fani birer canliyiz. Mahser gununde “…ama bana boyle demislerdi, o zaman dogrulari soyleyemedim” demek tamamen senin bilecegin is. Her birey kendinden sorumludur.

3) Zekat Vermek: Belirli zamanlarda maddi durumu iyi olanlarin fakir ve muhtaclara yapmasi gereken yardimdir. Hemen hemen herkesin ya kendi evi var, ya kirada ya da krediyle girdi bir yola sittin sene icinde ev sahibi olacak. Kosklerimiz veya bin odali saraylarimiz yok. Hayat zor. Siradan kendi halinde evlerimizde yasiyoruz. Yine de zekat vermek icin zekat veriyoruz. Etrafimizda binlerce issiz, yoksul dururken; yeni is sahalari, daha iyi calisma kosullari ve erken emeklilik programlari gibi dusuncelere girmiyoruz. Sectiklerimiz ve sectiklerimizin de atadiklari da ugrasmiyor. Sadece zamani geldiginde ihtiyaci olanlara belirli miktar para veriyor ve diyoruz ki ben zekatimi verdim arkadas. Konuyu da orada kapatiyoruz.

4) Oruc Tutmak: Tipki zekat gibi sadece belirli zamanlarda olmak kaydiyla nefsimizi kontrol etmek amacli belirli bir sure yiyecek, icecek ve gunah diye adlandirilan davranislardan uzak duruyoruz. Istedigimiz seyler olmadan da hayatimizi devam ettiriyor ve sahip olduklarimiz icin de yaratana sukrediyoruz. Bu aylarda yolsuzluk, cinayet, tecavuz, sifirlamalar ve hirsizlik en dusuk seviyelerde olurken bu ay bittikten sonra her sey olagan seviyesine donuyor. Bunun cozumu tabi ki oruc suresini 12 aya cikarmak degil, aksine suc ve sucu tesvik eden nedenleri en aza indirmektir. Fakat Hz Isa’nin dogumunu milat yani sifir alip gunumuze yani 2018 senesine bakacak olursak insanlik olarak mukemmel bir ilerleyis icerisindeyiz. Magaralardan ciktik, yazilari bulduk, teknolojide cigir aciyoruz fakat etek giyen kiza tekme atmanin normal oldugu zamanlarda ve buna tepki gosteremedigimiz zamanlarda yasiyoruz. Dolayisiyla 2018 seneden beri cozemedigimiz bazi seyleri ve dusunceleri egitimle cozme zamani geldi de geciyor.

5) Hacca Gitmek: Sabiha Gokcen Havaalani’nda en cok karsilastigim seylerden biri hacilardir. Kiyafetlerini giyerler, bir oradan bir oraya sirayla ucus kapisi disinda her yere ilerlerler. Kimi pasaport kontrolunu kilitler, kimi guler yuzuyle uc kere onumden gecer selam verir, kimi de farkli farkli ucus kapisinda oturur. Gayet de sempatik bulurum. Oyle ya manevi duygulari yasamak icin muslumanlar hac ziyareti yapar ve artik icki – kumar – zina gibi davranislara son der. Tovbe eder… Bir nevi artik ust insan olur. Kendi nefsini, egosunu, cikarini bir koseye birakmis erdemlige kendini adamistir. Buradan sonra donenler bu sekilde kalir kalmaz, o once yaratanin sonra cevresinin takdiri ama bu ziyaret nedense ucretli. Gayet de yuksek bir bedeli var. Hac ziyareti icin musluman kardes dedigimiz ulke sanki ozel universiteye gidiyormus gibi bir bedel ve kontenjan koyuyor. Ondan sonra olur da kurayla secilirsen yarataninin senden istedigi gorevini yerine getirebiliyorsun. Sahsim olarak ucretsiz seylerin daha siradan geldigi ve her inananin kutsal topragi ziyaret etmesinin hakki oldugunu dusunerek bu bedelin baska sekilde kardes musluman devletleri tarafindan karsilanabilecegine inaniyorum. Oyle ya Dunya’nin en pahali benzinine, yuzde yuzden fazla vergisi olan alkole, tek tarafli yayin yapan kanala ve de belirli gecis saglanmazsa kopruye odeme ve katki yapiyoruz da hacca mi yapmayacagiz?

Demem o ki dostlar, bes sarti orasindan burasindan gunahiyla sevabiyla yaparsiniz yapmazsiniz. Size kalmis. Fakat bana gore gercek musluman dogrulugun ve gercekligin yaninda durandir. Muslumanligin yapi tasi budur. Muslumanin hayati zorlu bir mucadele icindedir. Gercek musluman; herkes korkudan ses cikarmayip inaniyormus gibi yaparken putlari teker teker kiran Hz Ibrahim’dir, hak hukuk adalet diye bas bas bagiran universitelidir, dusuncelerini korkmadan yazdigi icin isinden atilan gazetecidir, soyledigi icin is bulamayan spikerdir, herkes vatani hakkinda soz sahibi olabilsin, halki da yobazlarin eline dusmesin diye cumhuriyeti ve laikligi getiren Mustafa Kemal’dir. Ozetle gercek musluman sartlar ne olursa olsun, dogruluktan odun vermeyendir. Yoksa yok bira icmis, yok camiye ayakkabiyla girmis falan bunlar siyasiler icin oy, musluman olma yolunda ilerleyenler icin oyalanmadir. Sorgulayin. Dusunmekten de korkmayin.

 

 
Leave a comment

Posted by on July 24, 2018 in Uncategorized

 

Vereyim mi ip abime?

Justice-DANCE.jpgSuphesiz ki zor zamanlardayiz. O zamanlar ki endustri 4.0, uzay madenciligi ve de yerli uretim yerine milli kiraathanelerde okeye dorduncuyu aramaya tercih edildigimiz zamanlar… Cogunlukla umursamadigimiz icin bu kadar liyakat geriledi belki de… Belki hazir keke konmayi, hakkiyla kazanmaya nazaran daha kolay oldugunu gorunce tercih ettik kendimizi kirli ellere birakmayi… Belki korkup, aman benim isime, esime ve de gelecegime zarar gelmesin diye iki past continuous tense kuramayan zorbalara boyun egmeyi tercih etmek zorunda kaldik. Bunlarin hepsi ama hepsi sinsi sinsi, yavas yavas, adim adim ve ne yazik ki planlanarak oldu.

Mustafa Kemal’in ideasiyla yetistirilmis bireylerden biri olarak gordugum tum yozlasmisliklara karsi boyle bir sey olamaz, asla kabul edilemez dedigim ne varsa hepsi oldu. Hapis cezasi yemis, hukum giymis siyasiler tekrar aday olamaz denilmisti. Yeni yasa cikti, cumhuriyetci ve de halkci gecinen arkadaslarin da sayesinde bu hukum giymis siyasiler tekrar aday oldu, secildi… Dini simgeler bir ulkenin parlamentosuna giremez denilmisti. Benim bacim kafasina istedigini takti ve parlamentoya girdi… Yasama – yurutme – yargi tek bir adamda birlesemez, birlesmemeli denildi. Halk ve Suriyeliler son sozu soyledi ve de birlesti…

Yakin zamanda yine yeni bir cocuk istismariyla karsilastik. Sosyal medya araciligiyla herkes bangir bangir idamin ve de seriatin gelmesini istemeye basladi. Sevmedigim, benim gibi Mustafa Kemalcilerin istemedigi ne varsa oldu ve gorunen o ki ogrenilmis caresizlik hesabi idam da seriat da vakt-i zamani gelince bu topraklara gelecek ve ne yazik ki evet – ne yazik ki – birileri idam edilecek.

Cocuk istismarini soyle bir dusundum de ne kadar da cani bunu yapan insanlar degil mi? Kucuk yastaki kizlarimiza tecavuz ediyor, sonra onlari oldurup, gomuyor ve bilinmeyen topraklara atiyor. Haliyle biz de insani duygularimizla davranip, boyle bir seyi yapanlarin aci cekmesini hatta idam edilmesini istiyoruz dogal olarak…

Sinirimizi, nefretimizi ve de kinimizi bir kenara birakip mantigimizla hareket ettigimizi dusunelim. Diyelim ki tecavuzculeri teker teker idam ettik, hepsini temizledik. Yetecek mi? Bu gibi dusuncede olanlari asarak yok edebilmis olacak miyiz? Ya da tek adama emanet ettigimiz yargimiza ne kadar guvenebilecegiz?  Madem bireyleri asmaya basladik, kul hakki yiyenler ne olacak? Mesela oy calanlar? Ya da hak etmedigi pozisyonlara birilerinin iliskileriyle getirilenler? En onemlisi sifirlayanlar? Ne yapacagiz bunlari simdi? Bunlari da idam mi edecegiz yoksa onlara guclu pozisyonlarda oldugu icin goz mu yumacagiz?

Yazdiklarimi yazarken utaniyorum ama Mustafa Kemal’in yaratmis oldugu Turkiye’sindeki akli selim yasamaya calisan nadir bireylerden biri olarak demek istiyorum ki “onlar” gibi bizler de KANDIRILIYORUZ. Bu zamana kadar onca haksiz yere iceri atilanlara, kariyerleriyle oynananlara, umutlari sondurulenlere ve de yasam tarzi kisitlananlara ses cikarmayanlar hatta bu insanlarin hayatlarini zindan edenler simdi mi adaleti saglamaya basladi? Simdi idam ederek, seriati bize sunarak mi adalet saglayacak?

Bu olanlara, yasatmak istenilenlere inanmiyorum bu yuzden son satirlarimda bir soz paylasmak istiyorum. O da su ki “Her kim, Allah’in razi olacagi daha liyakatli birisi varken, adam kayirmak maksadiyla kendi muslumanlarin isini deruhte ederse onlarin uzerine gosteris icin birini secer, resmi gorev verirse, Allah’in laneti onun uzerundedir. Allah, onu cehenneme sokuluncaya kadar, ne farz, ne nafile hiçbir ibadetini kabul etmez.” Eh madem var boyle sozler… Vereyim mi ip abime?

 
Leave a comment

Posted by on July 4, 2018 in Uncategorized

 

Kibris ve Sen

123.PNGYasadigim su guzel ada hakkinda binbir tane sey soylediler… Kimi cok fazla kalma, korelirsin dedi. Kimi tatil yeri orasi, gercek hayatta bunaltici dedi. Kimiyse haydi yine iyisin alkol ucuzmus orada bak keyfine dedi. Her birey, her farkli kafa bir sey dedi de dedi fakat hicbiri gercek anlamda goremedi Kibris’i…Tipki gercek seni anlayamadiklari gibi.

Kibris daha dogrusu yasadigim Kuzey Kibris Turk Cumhuriyeti, politik sebeplerden dolayi taninamayan, guclenmesine izin verilmeyen ama onu acildi mi durdurulamayacak bir guc… Belki siradan ama guclu bir ada… Sen de boylesin iste. Biraz mutluluk, esliginde motivasyon ve kalpten verilen askla durdurulamiyorsun. Oyle hosuma gidiyor ki… Seni biraz daha sen yapmak, senin uzerindeki engelleri kaldirmak, seni ozgun birakmak ve atesini koruklemek… Enerjini seviyorum bir kere. Senin tipki benim yanimda oldugun gibi gercekten kendin olmana bayiliyorum. Gucune guc katmak o kadar dogal geliyor ki…  Emin ol, ben de kendim oluyorum seninle. Ates ile havanin dansi oluyor birlikteligimiz…Kim derdi ki koc kadini ve kova erkegi arasinda bu kadar derin bir bag var diye… Neyse, neyse bu ayri bir konu.

Sunu ongorebiliyorum… Siradanlasan seyler onemini ve essizligini yitirir. An gelir hep ayni seyi yasiyorum, biraz farklilik arayayim der. Kabul etmek istemesek de insanin dogasinda var bu… Ne kadar vicdan yapip inkar etse de insan daha iyisini ister… Icten ice hep bir durtu gelir aklina… Tamam Kibris guzel ama neden bir Rodos veya Malta olmasin ki der. Heh iste bu yanilgiya anca Kibris’i gercekten goremeyen, tanimayan ve en onemlisi zamaninda hissedemeyenler ve degerini bilemeyenler soyler. Bunlar da turisttir, gecer gider. Kibris’a zarar vermez. Kibris da fazla kafaya takmaz ama buradan vazgecmeyecegine emin olan hatta vatandaslik almak isteyene de hakkini verir… Boyle de yureklidir.

Gencligimi sonlarina dogru yasadigim ve 24 Haziran secimlerine de selam olsun Ince’den orta yaslarima dogru ilerledigim zamanlardayim. Inan ki ayni sokaklarda yurumekten, hemen hemen benzer kisilerle gorusmekten ve ayni yerlerde bulunmaktan usanmadim. Bunun hakkinda cok dusundum aslinda… Yetinmek sandim onceleri…Fakat daha sonralari Justin Timberlake’in Say Something sarkisinda dedigi gibi “Maybe I’m looking for something I can’t have” yani belki de sahip olamadigim seyi ariyorum dedim kendi kendime… Belki bu yuzden her seferinde mutlu olabiliyorum burada, ayni sekilde hic yilmadan huzurlu hissedebiliyorum yaninda. Demek ki bu yuzden bu kadar anlamlisin. Kibris ve sen benim asla sahip olamayacagim ama bir sekilde hayatimda olan iki degersiniz. Bu yuzden ikinizi de kolay kolay birakmam. Ikiniz de benim her seyimsiniz. Once seni daha sonra Kibris’i cok seviyorum ne kadar baslikta Kibris’a oncelik versem de…

 
Leave a comment

Posted by on June 5, 2018 in Uncategorized