RSS

Vereyim mi ip abime?

Justice-DANCE.jpgSuphesiz ki zor zamanlardayiz. O zamanlar ki endustri 4.0, uzay madenciligi ve de yerli uretim yerine milli kiraathanelerde okeye dorduncuyu aramaya tercih edildigimiz zamanlar… Cogunlukla umursamadigimiz icin bu kadar liyakat geriledi belki de… Belki hazir keke konmayi, hakkiyla kazanmaya nazaran daha kolay oldugunu gorunce tercih ettik kendimizi kirli ellere birakmayi… Belki korkup, aman benim isime, esime ve de gelecegime zarar gelmesin diye iki past continuous tense kuramayan zorbalara boyun egmeyi tercih etmek zorunda kaldik. Bunlarin hepsi ama hepsi sinsi sinsi, yavas yavas, adim adim ve ne yazik ki planlanarak oldu.

Mustafa Kemal’in ideasiyla yetistirilmis bireylerden biri olarak gordugum tum yozlasmisliklara karsi boyle bir sey olamaz, asla kabul edilemez dedigim ne varsa hepsi oldu. Hapis cezasi yemis, hukum giymis siyasiler tekrar aday olamaz denilmisti. Yeni yasa cikti, cumhuriyetci ve de halkci gecinen arkadaslarin da sayesinde bu hukum giymis siyasiler tekrar aday oldu, secildi… Dini simgeler bir ulkenin parlamentosuna giremez denilmisti. Benim bacim kafasina istedigini takti ve parlamentoya girdi… Yasama – yurutme – yargi tek bir adamda birlesemez, birlesmemeli denildi. Halk ve Suriyeliler son sozu soyledi ve de birlesti…

Yakin zamanda yine yeni bir cocuk istismariyla karsilastik. Sosyal medya araciligiyla herkes bangir bangir idamin ve de seriatin gelmesini istemeye basladi. Sevmedigim, benim gibi Mustafa Kemalcilerin istemedigi ne varsa oldu ve gorunen o ki ogrenilmis caresizlik hesabi idam da seriat da vakt-i zamani gelince bu topraklara gelecek ve ne yazik ki evet – ne yazik ki – birileri idam edilecek.

Cocuk istismarini soyle bir dusundum de ne kadar da cani bunu yapan insanlar degil mi? Kucuk yastaki kizlarimiza tecavuz ediyor, sonra onlari oldurup, gomuyor ve bilinmeyen topraklara atiyor. Haliyle biz de insani duygularimizla davranip, boyle bir seyi yapanlarin aci cekmesini hatta idam edilmesini istiyoruz dogal olarak…

Sinirimizi, nefretimizi ve de kinimizi bir kenara birakip mantigimizla hareket ettigimizi dusunelim. Diyelim ki tecavuzculeri teker teker idam ettik, hepsini temizledik. Yetecek mi? Bu gibi dusuncede olanlari asarak yok edebilmis olacak miyiz? Ya da tek adama emanet ettigimiz yargimiza ne kadar guvenebilecegiz?  Madem bireyleri asmaya basladik, kul hakki yiyenler ne olacak? Mesela oy calanlar? Ya da hak etmedigi pozisyonlara birilerinin iliskileriyle getirilenler? En onemlisi sifirlayanlar? Ne yapacagiz bunlari simdi? Bunlari da idam mi edecegiz yoksa onlara guclu pozisyonlarda oldugu icin goz mu yumacagiz?

Yazdiklarimi yazarken utaniyorum ama Mustafa Kemal’in yaratmis oldugu Turkiye’sindeki akli selim yasamaya calisan nadir bireylerden biri olarak demek istiyorum ki “onlar” gibi bizler de KANDIRILIYORUZ. Bu zamana kadar onca haksiz yere iceri atilanlara, kariyerleriyle oynananlara, umutlari sondurulenlere ve de yasam tarzi kisitlananlara ses cikarmayanlar hatta bu insanlarin hayatlarini zindan edenler simdi mi adaleti saglamaya basladi? Simdi idam ederek, seriati bize sunarak mi adalet saglayacak?

Bu olanlara, yasatmak istenilenlere inanmiyorum bu yuzden son satirlarimda bir soz paylasmak istiyorum. O da su ki “Her kim, Allah’in razi olacagi daha liyakatli birisi varken, adam kayirmak maksadiyla kendi muslumanlarin isini deruhte ederse onlarin uzerine gosteris icin birini secer, resmi gorev verirse, Allah’in laneti onun uzerundedir. Allah, onu cehenneme sokuluncaya kadar, ne farz, ne nafile hiçbir ibadetini kabul etmez.” Eh madem var boyle sozler… Vereyim mi ip abime?

Advertisements
 
Leave a comment

Posted by on July 4, 2018 in Uncategorized

 

Kibris ve Sen

123.PNGYasadigim su guzel ada hakkinda binbir tane sey soylediler… Kimi cok fazla kalma, korelirsin dedi. Kimi tatil yeri orasi, gercek hayatta bunaltici dedi. Kimiyse haydi yine iyisin alkol ucuzmus orada bak keyfine dedi. Her birey, her farkli kafa bir sey dedi de dedi fakat hicbiri gercek anlamda goremedi Kibris’i…Tipki gercek seni anlayamadiklari gibi.

Kibris daha dogrusu yasadigim Kuzey Kibris Turk Cumhuriyeti, politik sebeplerden dolayi taninamayan, guclenmesine izin verilmeyen ama onu acildi mi durdurulamayacak bir guc… Belki siradan ama guclu bir ada… Sen de boylesin iste. Biraz mutluluk, esliginde motivasyon ve kalpten verilen askla durdurulamiyorsun. Oyle hosuma gidiyor ki… Seni biraz daha sen yapmak, senin uzerindeki engelleri kaldirmak, seni ozgun birakmak ve atesini koruklemek… Enerjini seviyorum bir kere. Senin tipki benim yanimda oldugun gibi gercekten kendin olmana bayiliyorum. Gucune guc katmak o kadar dogal geliyor ki…  Emin ol, ben de kendim oluyorum seninle. Ates ile havanin dansi oluyor birlikteligimiz…Kim derdi ki koc kadini ve kova erkegi arasinda bu kadar derin bir bag var diye… Neyse, neyse bu ayri bir konu.

Sunu ongorebiliyorum… Siradanlasan seyler onemini ve essizligini yitirir. An gelir hep ayni seyi yasiyorum, biraz farklilik arayayim der. Kabul etmek istemesek de insanin dogasinda var bu… Ne kadar vicdan yapip inkar etse de insan daha iyisini ister… Icten ice hep bir durtu gelir aklina… Tamam Kibris guzel ama neden bir Rodos veya Malta olmasin ki der. Heh iste bu yanilgiya anca Kibris’i gercekten goremeyen, tanimayan ve en onemlisi zamaninda hissedemeyenler ve degerini bilemeyenler soyler. Bunlar da turisttir, gecer gider. Kibris’a zarar vermez. Kibris da fazla kafaya takmaz ama buradan vazgecmeyecegine emin olan hatta vatandaslik almak isteyene de hakkini verir… Boyle de yureklidir.

Gencligimi sonlarina dogru yasadigim ve 24 Haziran secimlerine de selam olsun Ince’den orta yaslarima dogru ilerledigim zamanlardayim. Inan ki ayni sokaklarda yurumekten, hemen hemen benzer kisilerle gorusmekten ve ayni yerlerde bulunmaktan usanmadim. Bunun hakkinda cok dusundum aslinda… Yetinmek sandim onceleri…Fakat daha sonralari Justin Timberlake’in Say Something sarkisinda dedigi gibi “Maybe I’m looking for something I can’t have” yani belki de sahip olamadigim seyi ariyorum dedim kendi kendime… Belki bu yuzden her seferinde mutlu olabiliyorum burada, ayni sekilde hic yilmadan huzurlu hissedebiliyorum yaninda. Demek ki bu yuzden bu kadar anlamlisin. Kibris ve sen benim asla sahip olamayacagim ama bir sekilde hayatimda olan iki degersiniz. Bu yuzden ikinizi de kolay kolay birakmam. Ikiniz de benim her seyimsiniz. Once seni daha sonra Kibris’i cok seviyorum ne kadar baslikta Kibris’a oncelik versem de…

 
Leave a comment

Posted by on June 5, 2018 in Uncategorized

 

Cumhurbaskanligi Secimi, Bira ve Felsefe

1025029289Gun gecmiyor ki yine ulkece yeni bir seruvene dogru ilerlemeyelim. Bu sefer ki seruvenin adi cumhurbaskanligi secimi. Eski cumhurbaskanligi secimleri geliyor aklima… Mesela evvelden iyiydi. Milletvekilleri toplanir, birilerini aday gosterir daha sonra cumhurbaskanini secer, secilen cumhurbaskani da meclisi denetlerdi. Biz de halk olarak “eh haydi hayirlisi” derdik. Buydu bizlerin gozunde cumhurbaskani… Akli selim, olgunlasmis, hesap kitap, anayasa bilen birinin meclis tarafindan secilip yine meclisi denetlemesiydi. Pasif sanilmasina ragmen benim gozumdeki son cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer zamanlarini bilirim. Gercek bir cumhurbaskaniydi. Hep sonradan anladik degerini. Ne bagirdi, ne cagirdi, ne de birilerine show yapti. Sadece ama sadece isini yapti. Tam bir devlet adamiydi. Sonradan iste bir seyler oldu ve birileri bir yerlere geldi fakat o olmadi. O gucu tasiyamadi ve de yakismadi. Neyse simdi gecmisi uzatmayalim… Bosverelim ve gunumuze bakalim.

24 Haziran secimlerinin sahsim olarak iki aday arasinda gececegini on goruyorum. Biri gunumuz cumhurbaskani, digeri de yukselisi durdurulamayan Muharrem Ince. Sonuc ne yazik ki yine belli bana gore. Oyle ya elektriktir kesilir, fazla oydur basilir, bos oydur doldurulur ama o umut, heyecan ve ulan olur mu olur hissi var ya… He iste onu kaybetmek istemiyorum. O yuzden oncelikle birine sonra ikisine de simdiden basari ve sans diliyorum.

Gunumuz cumhurbaskani hakkinda yorum yapmak hos olmayacagi icin biraz Muharrem Ince hakkinda yazmak lazim. Muharrem Ince ki hitap gucu, zekasi, siyasi hamleleri ve esprileriyle gercekten kayda deger biri olmasina ragmen cumhuriyetci gecindigini iddia eden partinin basina getirilmeyen kisidir. Bunu hatirlayalim en basta. Bu adam iki kere cumhuriyetci gecinen partinin genel baskanligina aday oldu mu? Oldu… Secti mi cumhuriyetciler liderleri olarak? Secmedi… O zaman onlara da #tamam.  Simdi devam edelim… Sosyal medya ve gazete koselerine bak… Kilicdaroglu kendisine kafa tutani destekliyor, ne guzel bir olusum, iste demokrasi budur diyorlar ama yedik mi? Yemedik. Belli ki Kilicdaroglu parti bende dursun ulke sende dursun diyor ki adam aslinda hakli.  Muharrem Ince’den cumhurbaskani olur, ama partisinin liderinden cumhurbaskani asla olmaz. Niye olmaz? Cunku hala ana muhalefet ve hala halk kendisini lider olarak gormuyor.

Yine de bu secim arifelerinde anlayamadigim bir nokta var. O da Muharrem Ince’nin bira ictigi bir fotograf var. Aman yarabbi ne olay oldu. Iste Turkiye! Cumhurbaskani adayin bu, bizi boyleleri mi yonetmeli falan diyorlar ve sadece ama sadece adam o fotoda bira iciyor. Bira len. Haydi Absinthe olur, vodka olur, Ingilizlere satilan TURK rakisi olur ama bira ya. Alkol orani %4,8. Kaldi ki isterse Jack Daniel’s icsin her gece. Ulkeyi yonetmeyle sahsi yasam arasindaki bag ne alaka? Dunya’ya bak… Sevemedigimiz Yunanistan basbaskani icin ateist oldugu soyleniyor. Haydi Ateist oldugunu iddia etsinler ya da gercekten oyle olsun… Ne oldu Yunanistan’da? Yunanistan kiliseleri yakip “evet beyler biz bundan sonra hiristiyan degiliz” mi dedi? Biraz ya… Biraz buyuyelim.

Hani sunu demememiz gercekten hayret verici. Milletce bireysel ihtiyac kredilerinde boguluyoruz, Dunya’nin en pahali benzinini satin aliyoruz, secilmis kisiler bazen sifirliyor, bazen okyanus otesine selam cakiyor, bazen bunlar hain diyor, bazen birilerinden cesaret odulu aliyor daha sonra onlara “one minutes” diyor, bazen man adalarinda olanlara yalan diyor, yolsuzluklara gulup geciyor… Halk olarak bunlara eyvallah diyoruz ama konu biraya yani alkole geldi mi beyinler yaniyor ya… Iste buna hasta oluyorum.  Alkolden korkmayin birader. Emin olun… Icen kendine ve cok sevdiklerine zarar veriyor, size zarar vermiyor ki…

Yine de iki adayi ve digerlerini pas gecelim. Ben isterdim ki adaylar istediklerini sunsun, biz halk olarak asagidaki maddeleri talep edelim. Saglam yetkilerle donatilmis cumhurbaskani halkina bes maddeyi saglayabilsin.

1) Ozgurluk… Istedigimiz gibi dusunme, yazma, konusma hakkimiz olmali. Hakaret seviyesine ulasmadiginda her birey istedigini dusunebilmeli, yazmali ve konusmali.

2) Ekonomik bagimsizlik… Tarimda avantajli oldugumuz topraklarda et – sebze fiyatlari ucuz olmali. Koylu kazanmali, halk en fakirinden en zenginine kadar ac yatmamali.

3) Emeklilik… Vatandas dedigin ellisinde emekli olabilmeye hak kazanmali… Insanlari 65 lerine kadar calistirmaya gerek yok. Zaten is sayisi ve genc nesil belli. Kimseyi uzmemeli.

4) Alkol… Alkol fiyatlari dusmeli. Halk sevdigi icin ve sevdigiyle icmeyi seviyor. Bu durum Istanbul sokaklariyla baslar, Izmir’de hareketlenir, Ankara’da demlenir, Karadeniz’de anlamlanir, Van’da kapanir.

5) Gelecek… Ulkenin basina gelecek arkadas halka bir vizyon sunmali. Her seye vergi odedigimiz devlet bizlere bu vergiler karsiliginda bir seyler sunmali. Tamam bayrak icin bir oluruz ama bayrak da bu kadar kaybedilen hayatlar icin karsiligini verebilmeli. Bir seyler bekledigimiz icin degil sadece Hak’li oldugumuz icin… Oyle ya, artik sahsi cikarlar icin hayatlar yok olmamali.

Demem o ki bize adaylar sunarlar, o adaylari boyayip suslerler ama biz neyi istedigimizi bilmeli, buna gore karar vermeliyiz. Yoksa sunulanlar arasinda secim yapmak demokrasi degildir. Unutmamali! Demokrasi cogunlugun istedigi sey degil, cogunlugun mantikli degerler hakkinda hemfikir olup buna gore karar vermesidir.

 

 
Leave a comment

Posted by on May 9, 2018 in Uncategorized

 

Kaos

Chaotic_Disposition_card_artYasadigin sure zarfinda bir seyleri elde etmek istedigini sanirsin. Yasadikca da yanildigini fark edersin. Yanlis seyleri elde etmis, dogru seyleri ve kisileri kaybetmissindir. Suc sende degil, sistemdedir. Sen de bunu gec fark etmis ve haliyle kaybetmissindir.

Kucucuk yaslarinda sorgularsin hayati. Niye bu dunyadayim ben dersin. Yaratilis amacini sorgularsin. Hemen sistem devreye girer. Din ile tanistirilirsin. Yaratan korkusuyla hayata merhaba der, neyi yapip neyi yapmaman gerektigini ogrenirsin.  Yasin ilerledikce egitim alman gerekir. Zorunludur bu. Egitim ile belli bir dusunce yapisina sahip olup yavas yavas sistemin bir parcasi olman gerekir. Biraz daha yasin ilerledikce bir iste calisman gerekir. Bu da zorunludur ama bir o kadar da zorunlu degildir. Yani istiyorsan calisma fakat ne dindarlar, ne devletler ne de ovundukleri sosyal dernekler calismaya musait olup da calismayana bakmaz. Sokaklarda sarap parasi icin dilenip yine sokaklarda sac sakal karismis bir halde uyumak istemiyorsan calisman gerekir. Hem de cok nufuslu az is yeri olan ulkelerde erken yaslarinda calisman gerekir. Eh sonra? Sonra iste metrobusuyle starbucks’iyla profil fotondaki yalan guluslerinle gecen kirk – kirk bes sene sonra emeklilige hak kazaniyor olmus oluyorsun. Az biraz sana verilen emeklilik maasinla da 4-5 sene daha yasayip hakkin rahmetine kavusuyorsun.

Hayat bu mu? Eee evet aynen bu. Bu kadar basit. Doguyorsun, dogdugun millete gore oranin diniyle tanisiyorsun, egitim alip, calisip, emekliligini de kazanip sonraki dunyaya gidiyorsun. Neyi unuttuk? Detaylari… Evet detaylar ki diger adiyla reklam aralari bize esas gercegi gormemizi unutturuyor. En buyuk reklam arasi asktir mesela. Bir kadina vurulup evlenip cocuk yapip ozgurlukten uzaklasiyoruz. Hani var ya. Bir seyler degiseceginde ya birader sensiz bir kisi eksigiz dedigimizde aga benim doblom var, ailem var, beni katma diyor ya aile babalari. Heh iste o olay… Neden? Adam artik sorumluluk sahibi hissediyor kendini. Degisim onun icin imkansiz. Onu gecelim, bir ise ve kariyere adiyoruz kendimizi. Mevki ve guc icin savasirken yaraladiklarimiz dahil unutuyoruz her seyi. Hic bu islere karismayip dine adiyoruz bazen kendimizi. Bu dunya fani kardes sonrasi onemli diyoruz ama bu sefer tum dunyayla iletisimi kesiyor, kendimizden baska kimseye faydamiz olmuyor. Dolayisiyla buyuk resmi gormuyor, icimizdeki hayvani, korsani biraz da devrimci ruhu kaybediyoruz.

Peki bu reklam aralarini pas gecip uyandigimizda ne olacak? Tek kelime… Kaos. Insanlarin kurallara uymadigini dusun. Bir seylere, birilerine ve herhangi bir degerlere sahip olmalarina gerek olmadigini dusun. En basiti dusun ki din etkisini yitirmeye baslamis. Gunumuzdeki gibi zinalar serbest, saka konusu, yolsuzluklarda yaptiklarin yanina kar kaliyor, adalet diye bir sey yok. Ne yapacaksin? Karsi mi cikacaksin? Hayir. Sen de kotulugun bir parcasi olacaksin… Haydi biraz daha zaman ilerlesin ve insanlari kontrol altinda tutan din iyice yok olsun. Dolayisiyla sana hep vaat edilen cennetin olmadigina inan ya da inandiril. Bunu ogrenirsen ne yapacaksin? Istedigini… Niye yapmayasin ki? Zaten bir kere geliyorsun dunyaya, madem siradan bir hayvansin niye birileri ve bir seyler icin savas ki? O yuzden sonsuz ozgurlugunu kabullenip bu yuzden de icindeki kotulugu disa vuracaksin. Hatta senin gibi herkes disa vuracak. Herkes istedigine sahip olacak ve cok ovunulen o sahte medeniyet denilen maske yok olmus olacak.

Bunca birbirini yeme ve savas sonunda ne olacak peki? Gercek mutluluk ve baris… Ne alaka? Soyle ki hemen hemen herkes birbirini yedikten ve tum kurallar kalktiktan sonra geriye kalanlar gercek kendileriyle yuzlesecek. Yani vicdanlariyla… Kurallara, sistemlere ve kisitlamalara neden olan nefretini kustuktan sonra kendilerinin aslinda sadece hayvan olmadiklarini kuralsiz ve bir seylere bagli olmadan da gercekten medenice yasayabileceklerini fark edecekler… Bu yuzden de gercek mutluluk ve baris kaostan geciyor. Nostradamus hesabi bunu buraya yaziyorum. Bu dedigim bir dort yuz yil sonra gerceklesirse sasirmam. Sonraki nesiller de aaa adam yazmis der mezarima bir raki doker eyvallah der gecerim ama demem o ki yine de gercek dusuncelerimizi nedensizce gizlememize gerek yok, ayni sekilde istedigimizi elde etmek icin de baskalarini  kullanmaya gerek yok. Ara yolu dort yuz sene gelmeden de kendimiz bulabiliriz diye dusunuyorum.

 

 
Leave a comment

Posted by on April 2, 2018 in Uncategorized

 

Vice Versa

K3soY09q_400x400.jpgDerin mevzudan yani asktan girerek baslayalim konumuza… Iki taraf vardir. Aci cekip sevenler ve aci cektirip devam edenler…  Bunlar ying yang gibi kendi iclerinde doner dolasir. Bazen aci cekip seversin, bazen de aci cektirip devam edersin.

Nasil yani deme de dusun bir kere. Yasadigin ask acilari teker teker gelsin aklina. Iliskiyi kurtarmak icin yaptiklarin, savasmalarin ve her seye ragmen israrlarin… Olmuyor degil mi? Biliyorum mantikli sebepler ariyorsun, her seyi uzun uzun dusunuyorsun ama olmaz. Olmaz iste… Bir kere sen o zamanlar anlayamazsin ama isin buyusu kacmistir karsi tarafta… Kendini yenile, hatalarini duzelt veya ne bileyim bak son kez yaziyorum, bir daha da yazmayacagim deyip iki gun sonra dayanamayip tekrar yaz ama olmaz. Hatta abartip ters psikoloji ile davran. Sen kimsin ya? Edasiyla baska birilerini bul, fotograflarda o kiskansin diye hep gul, arkadaslarinla ortamlara ak, sosyal medyalardan hikayeler patlat ve bekle… Evet! Bekle! He bekle bekle, gelir. Nereye gelir? Olmaz arkadasim olmaz! Niye olmaz? Cunku o yasayacaklarini yasaman gerekmistir ve roller artik degismistir. Kendin gibi biri, yurekten seven biri cikmistir karsina. Oyle ya yasattiklarini yasarsin ama yasadiklarini da yasattirirsin.

Tam istedigim gibi biri derken zamanla sende bir seyler kopmaya baslamistir. Anlam verememissindir. Cunku guzel gitmistir her sey ama sonra ne bileyim ya olmuyor sanki derken bulmussundur kendini. Sana da bir yanlisi olmamistir halbuki! Biraz zaman gectikten sonra bu durumu citlatinca, mesajlar gelmeye baslar. Giris bolumunde buyuk bir sok yasar karsidaki ve kisa tepki mesajlari atar. Gelisme bolumunde arka arkaya mesajlar, yok israr etmicem ama lutfen cozelim konusmalari kendini gosterir. Finalde de peki sen bilirsin denip, kufur kiyamet edilip melankolik sarkilardan paylasimlar yapilir. Sen de yettin deyip basarsin engeli. Sen ve karsindaki bunlari yasarken o zaman kafana ansizin dank eder. Artik sen aci cekip seven degil de, aci cektirip devam eden olma yoluna girmissindir.

Sana aci cektirip devam edene de inceden ”ya zamaninda hakliymis valla” dersin ama yine de onun gibi olmak istemedigini de bilirsin. Cunku karsindakine neler hissettirdigini, kendin de zamaninda yasadigin icin bilirsin. Aslinda o aciyi ceken sensin. Elinde acidan kurtarma sansi olup da son karari verecek olan mercek de sensin. Oyle ya, sana deger veren birini sirf sen artik istemiyorsun diye birakip, ona aci cektirip hayatina devam mi etmeli? Bence etmemeli… Bu kisir dongu de boyle gitmemeli.

Ne kadar bu dongu yani bir aci cekip severken, bir de aci cektirip devam ederken bulsak da kendimizi bence bizi sevenlere ikinci bir sans vermeliyiz. Boylelikle Evren yasadigini yasattirma firsati vermesine ragmen kendinin daha iyi oldugunu gosterebilirsin hem de aci cekip seni seveni uzmediginden baska olasiliklara ve beraberinde yeni sanslara yol verirsin. Demem o ki carklarin degisimine izin verin! Size sunulan cozumleri de karar zannetmeyin! Gercek karar, farkliliktir.

 
Leave a comment

Posted by on March 15, 2018 in Uncategorized

 

Farklı Hikayeler, Tek Son

23232Kapıyı hızla çekip ”Daha da durmam burada” diye bağırıp evden çıkıyorum. Garaja iniyor, arabama biniyor ve cıvıl cıvıldır şimdi diye düşünerek caddeye doğru sürmeye başlıyorum. Olanları düşünmek istemiyorum. Sadece araba sürmek ve uzaklaşmak istiyorum. Çevreme bakıyor, biraz sağı solu gözlemlemenin kafa dağıtacağına inanıyorum. Biraz caddeden bahsedeyim. Sağlı sollu kafeler ve irili ufaklı apartmanlar sarmış caddenin dört bir yanını… Araya da sokak lambaları ve ağaçlar yerleştirilmiş. Kaldırımlar kalabalık. Trafik yavaş akar, illa birileri karşından karşıya geçer ve camı açtığında döner kokusu seni kendine çeker. Böyle güzel, böyle sakinleştirici bir yerdir cadde. Sürmeye devam ederken solumda tatlı mı tatlı bir hatunun full makyaj, kısa etek ve yüksek topuklarıyla yanında hıyar diye tabir edebileceğimiz arkadaşın elini tuttuğunu görüyor ve hatunla bir an göz göze geliyoruz. O an ”Yaşa tabi bu hayatı, bulmuşsun böyle bir hıyar, daha ne istiyorsun ki?” diyorum. Çünkü biliyorum ki o hıyar içten içe böyle bir hatunu bulamayacağının farkında ve yaşatıyordur en iyisinden ona hayatı…

Derken önüme motosikletiyle paketçi genç bir çocuk geçiyor. Sağlı sollu manevralarıyla trafiğin içinden rüzgar gibi geçiyor. İçten içe özeniyorum. Diğer sürücüler de özeniyor diye düşünüyorum. Biz böyle ister müdürü, ister çırağı düzenin bir parçası olup hayatlarımızı bir düzen ve kural uğruna yaşarken o genç, kuralları motosikletiyle ezip geçiyor. Kesin bulmuştur da genç bir sevgili… Umursuzca ve özgürce yaşıyordur bu hayatı diye düşünüyorum içimden.

Caddenin sonuna doğru geliyor ve sahile yakınlaşıyorum. Sahile gelmeden yol kenarındaki şirin büfeye uğrayayım da iki bira alayım diyorum. Yaşlı karı koca işletiyor büfeyi. Böyle kafam attı mı da hep oradan alırım. Bilmiyorum neden ama küçük esnafı desteklemeyi seviyorum. Sen desteklemezsen, ben desteklemezsem herkes büyük marketlerden alışveriş yaparsa monopoli olur, büyük firmalar piyasayı ellerinde tutar ve ben buna izin veremem. Demokrasiye, eşit şartlara ve özgür markete hala inanıyorum.

Büfeye girdiğimde ‘’Hoş geldin abi’’ deyip selamlıyor beni büfenin sahibi amca. Her seferinde rahatsız oluyorum bu durumdan. Hem müşterisi olduğum için; hem de lüks arabasıydı, kıyafetiydi, duruşuydu falan el pençe divan durumunda kalmak zorunda hissediyor amca. O da haklı. El pençe dursa ayrı, durmasa ayrı. ”İyi akşamlar, genç” dese kimi manyak gelir, ”Nasıl konuşuyorsun sen, aslanım?” der, yakar yıkar orayı. İki dizi izleyip gaza gelen bir millet olduğumuz için her ihtimale karşı hepimizin biraz alttan alması daha mantıklı. Amcaya bakıp ‘’Eyvallah, hoş bulduk’’ diyorum.  Alıyorum iki bira, koyuyorum kasasının yanına. O para üstünü hazırlarken şöyle bir bakıyorum büfeye. Eşi bir köşede oturmuş, 90 lı yıllarda meşhur olan, minik ekranlı taşınabilen televizyondan çayı eşliğinde dizisini izliyor. Amcanın sigarası yanık, açmış o da birasını, bir yandan içiyor, bir yandan da işini yapıyor.  Bu insanlar bile böyle küçücük şeylerle mutlu. Bırakacaksın işi gücü, açacaksın böyle küçük bir büfe, kendi yağında kavrulup gideceksin diyorum. Alıyorum biralarımı ve sahile doğru mutsuzca arabamı sürmeye başlıyorum.

Burada kendi hikayeme ara verelim. Yola çıktığım ana dönelim ve karakterlerin gözünden kendime bakalım ve başlayalım. Caddedeyim… Yine bu hıyarın yanındayım. Onun için süslendim, en iyi şekilde hazırlandım ama insan biraz sevgi gösterir diye içten içe kan ağlıyorum. Her gün aynı iş zırvalarını dinliyorum ve beni anlamıyor diye düşünüyorum. Derken caddede bir an oluyor. Siyah arabasıyla alımlı bir adamla göz göze geliyorum. Kim bilir ne kadar mutludur, kimlerle buluşmaya gidiyor diye düşünüyorum. Bense geleceğimi yanımdaki hıyarla garantilemiş evimize doğru mutsuzca ilerliyorum.

Usta ‘’Osman, yeni sipariş’’ diye çağırıyor. Yemekleri alıp ‘’Ne yediniz be kardeşim’’ diye söylenerek basıyorum motosikletimle gaza. Trafiği yara yara geçiyor, yayalar geçerken ani frenle dengemi sağlıyor ve nefret ettiğim yarım yamalak adres bilgisiyle caddede apartman aramalarıma devam ediyorum. ‘’Telefonda konuşamıyorsunuz, anlıyorum da yahu internetten sipariş veriyorsun insan gibi adresini yazsana be adam!’’ diye söylenerek sinirli sinirli motosikletimi sürerken, solda taş gibi bir hatun görüyorum. Hıyarın biriyle evine doğru ilerliyor. Ne güzel yaşıyorsunuz lan bu hayatı diyorum içimden. Önüme bakıp son model bir arabaya çok tatlı bir makas atıyor ve bir saniye de olsa içindeki tarz abiye şöyle bir bakıyorum. ”Tabi!” diyorum. ”Biz sürünelim, beyefendi de lüks arabasını sürsün, ne güzel hayatlar bunlar ya” diyorum. Caddede apartmanların arasında kayboluyorum.

Büfede sıradan bir gün. Hanım bütün gün televizyon izliyor, üniversitede okuttuğum kızım ise bugün biraz daha harçlık istiyor. Anne ve rahmetli babamın birikimiyle açtığım büfede müşteri gelsin diye öylece bütün gün oturuyorum. Allah’a şükürler olsun ki yine de sahil kenarında olduğum için genciydi, efkarlısıydı gelir; benden birasıydı, cipsiydi alır, ben de bir şekilde geçimimi sağlarım. Kimse gelmeyecek herhalde bu saatte deyip son kullanma tarihi bitecek olan biralardan birini açtım. Bir iki dakika geçti geçmedi derken yine siyah o araba geldi.  Çocuk gençti, ama olgun davranıyordu. İyi kazanıyordu belli. ‘’Hoş geldin abi’’ dedim. Beyefendice ‘’Eyvallah, hoş bulduk’’ dedi. İki bira aldı. Attı önüme ellilik. Kartla ödese iyi olurdu, bozukta zaten biraz sıkıntı çekiyorum ama neyse ki bozukluk çıktı. Para üstünü verdim, aldı biralarını bindi arabasına ve uzaklaştı sahile doğru… Bense hanımın televizyona bakarak mutsuzca dükkanı kapatmayı bekledim.

Hikayeme geri dönelim ve finale bağlayalım. Sahildeyim, içiyorum, sorguluyorum ve ertesi gün bunlar yaşanmamış gibi hayatıma devam ediyorum. Şans eseri dikkatimi çeken üç karakterin mutlu olduğunu düşünüyorum. Üç karakterin de düşündüğü mutlu bir karakter olarak akıllarında da yer ediniyorum. Karakterlere bakalım. Ana karakter gücü ve prestiji simgeliyor. Mutsuz… Kadın aşkı ve bağlılığı simgeliyor. Mutsuz… Paketçi başıboşluğu ve özgürlüğü simgeliyor. Mutsuz… Büfeci sıradanlığı ve orta yaşamı simgeliyor. O da mutsuz… Dolayısıyla neye ve kime sahip olurlarsa olsun bu karakterler sadece mutsuz. O zaman bu hikayede üç sonuca ulaşıyoruz. Ya neyimiz olursa olsun gün sonunda mutsuzluğa mahkumuz, ya mutlu olmayı tercih etmiyoruz ya da gerçek mutluluğu henüz göremedik. Bu yüzden de mutsuzuz!

 
Leave a comment

Posted by on February 17, 2018 in Uncategorized

 

Kaybedilen Beyaz Yaka

Love-Business_croppedKendisini bencil emellerin ugruna harcadigin kadin, ben cekemem artik burayi diyen bir beyaz yaka edasiyla  ansizin istifasini onune sunuyor ve onay beklemeden de gidiveriyor. Giderse gitsin hatta biz daha iyilerini buluruz diyorsun insan kaynaklari edasiyla. Bir aliyorsun olmuyor, iki deniyorsun, yine begenmiyorsun. Derken kim gelirse gelsin, o pozisyonu bir turlu dolduramiyor. Lider oldugun icin evet arkadaslar problem var bu bolumde, farkindayim ama bu bolume simdilik hep birlikte destek olarak idare etmeliyiz diyorsun. Yine de hava karardiginda, mesai bitip herkes sirketten gittiginde, sen o bos ofisinde yalniz kaldiginda, gozlerin tavana bakiyor ve keske diyorsun… Keske istifa etmesine sebep olmasaydim.

Zaman geciyor. Baska sirkette calistigini duyuyorsun. Ilk saplantin rakip sirket mi acaba oluyor fakat hic bilmedigin bir sirket olunca biraz daha sakinlesiyorsun. Yine de sensiz is hayatina devam ettigi icin bayagi bir uzuluyorsun. Bir telefon aciyorsun. Diyorsun ki sartlarimiz iyilesti. Artik daha iyi servis verebiliyoruz. Bundan sonraki surecte bu ve benzeri gibi istemediginiz durumlar olmayacak. Sana yaniti ilginiz icin tesekkurler ama ben burada mutluyum oluyor. Bunu duyan idari islerden arka arkaya e-mail geliyor. Lutfen su bolumu doldurun yoksa biz sizin yerinize dolduracagiz diyor.

Gicik oldugu personelleri cikarmaya basliyorsun onun icin. Sana kattiklari ne varsa bir bir silmeye basliyorsun. Ya da buyuk oynayip bolumleri kapatiyorsun. Tekrar soruyorsun. Yerin hazir. Biz bir hata yaptik. Gel diyorsun… Bakin daha once de soyledim ama artik ben sizinle calismak istemiyorum. Yeni sirketimde mutluyum. Sizi referans bile vermedim. Lutfen ama lutfen beni bir daha aramayin diyor.

Idari isler yine sikistirmaya basliyor. Bu bolumu doldurman lazim artik bir cozum bul diyor. Istifayi ve erken kaybetmeyi sevmedigin icin bolum hakkinda rapor hazirlayip idari isleri bolumu kapatmaya ikna ediyorsun. Bolum kapaniyor, sirket hayatina devam ediyor fakat artik eskisi gibi yurekten olmuyor… Sirketin ruhu ve aski kalmiyor. Sadece daha profesyonel oluyor.

 
Leave a comment

Posted by on February 14, 2018 in Uncategorized