RSS

Liyakat

7.jpgKafa yapimiz degismedigi surece ister yonetim bicimimizi, ister iktidarimizi, isterse dinimizi degistirelim hicbir sey olmayacaktir. Kendi kendine hesap veremeyen bir sistemin parcasi olmus, sorgulamaya da korkar olmusuz. Oto sansuru bir kenara biraktigimizda istedigimizin ne oldugunu goremiyoruz. Simdiden yazayim ben. LIYAKAT!

En basiti bir Osmanlicilik askidir gidiyor… Televizyonlar, iktidardakilerin konusmalari, diziler hep Osmanli ruhunu canlandirmaya calisiyor… Muhtesem Yuzyil, Ertugrul Gazi iste simdi Abdulhamit’in dizisi varmis bunlar hep  yavas yavas alkol gibi halkin beynini uyusturuyor. Adam bir iki sahne goruyor “padisaha bak nasil yigit adam be” diyor. Zamaninda ne guzel devlet yonetiyormus diye dusunuyor. Ardindan sabah uyaniyor, bir aciyor ekrani, siyasilerden biri “Ey bilmem ne! Akilli ol, alirim aklini.” gibilerinden konusuyor ve adam mest oluyor. Yetmez ama evet deyip tekrar tekrar izliyor. Hatta icten ice keske cumhuriyet gelmeseydi de padisahlikla yonetilseydik diye dusunmeye basliyor. Verileni goruyor, dusunmeden aynisini istiyor.

Nitekim en basta dedim. Olay yonetim sisteminde degil. Ister teokrasiyle yonetil, ister federallik, ister cumhuriyet isterse Google’likla yonetil… LIYAKAT olacak arkadas! Hak eden seni yonetecek. Osmanli Imparatorlugu’nu imparatorluk yapan liyakatti. Ac bak Osmanli’nin yukselme donemindeki padisahlarina… Bilgi birikimlerine, yaptiklarina, sistemlerine, hukuklarina. Bu adamlar nasil ulke yonetmis, neler yapmis bunlara bir bak. Sadece cektikleri fircalara, ince ayarlara bakma!

Fatih Sultan Mehmed’e bak mesela. Birak karadan “yuruttugu” gemileri…  Gemi “yurutenler” illa olur ama adam kadi karsisina cikiyor. Her yigit cikamaz. Mimarina yaptigi haksizlik icin koskoca cihan padisahi adalete hesap vermek zorunda kaliyor. Turkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal’e bak. Elinde gecici sureligine de olsa yasama, yurutme ve yargi yetkileri varken tekrar yetkileri halkina birakma buyuklugu gosterebiliyor. Bunlari bir dusun. Biri dogustan her seyi yapabilme yetkisi varken, siradan bir vatandas gibi yargilanmayi kabul ediyor. Digeri zamaninda elinden askeri kariyerinden tut her seyi alinmasina ragmen guc sahibi oluyor ve bu gucu tekrar geri birakabiliyor.

Daha da ornek verilebilir ama demek istedigim sey sadece yoneticiler degil, en alt calisanindan tut en ust seviyesindeki amirine kadar dusun. Herkes hak ettigi sekilde yonetmeli, yonetilmeli ve buna gore de karsiligini almalidir. Yine cok sevenler var Osmanliciligi, az once kendisinden ornek verdigim Fatih’in sozunu yazayim. “Akli oldurursen ahlak da olur. Akil ve ahlak oldugunde millet bolunur. Kadiyi satin aldigin gun adalet olur. Adaleti oldurdugun gun devlet de olur. ”

Dolayisiyla LIYAKAT olmaz ise; hak etmeyerek bir yerlere gelenler, isinin ehli olanlari degil, sadece guc icin onu destekleyenleri bir yerlere getirir. Sirf guc icin destekleyenler de ahlak, onur ve gurur gibi degerleri kan damarlarinda tasimadiklari icin, atandiklari konumlarda iyi bir lider ve yonetici olamaz. Bu yuzden de kacinilmaz son olan kotu gidisati durduramaz. Durdurmaya calisirsa da kendi gibi olmayanlar yani isinin ehli kisiler tarafindan durdurulur.

O yuzden konuyu baglamak gerekirse durum ne kadar kotu olursa olsun size verilen alternatifler arasinda secim yapmayin. A yerine B ye baktiginda onda da is yoksa C secenegini yaratin. Oyle ya, her zaman yeni bir yol bulunur. Yeter ki sececek isteginiz ve birazcik cesaretiniz olsun. Tipki gemileri karadan “yurutmek” gibi… (Vay ne gemiymis.)

Advertisements
 
Leave a comment

Posted by on October 6, 2018 in Uncategorized

 

Kibir

42706hd.jpgFakir bir ailenin tek cocugu olarak dunyaya geldim. Erken yaslarda once annemi, daha sonra babami kaybettim. Imam hatip lisesi mezunu dindar bir bireydim. Ta ki gucu ele alana kadar…

Erken yaslarda cesaretimden oturu arkadaslarim ve dava arkadaslarim tarafindan sevilip sayilirdim. Fakat benligimin ve de onlarin kim oldugunun onemi yoktu. Sadece dusuncelerimizin ve de Allah yolunda ilerlemenin bir anlami vardi. Nitekim bu sekilde devam ettik. Yaptigimiz sohbetlerde, katildigimiz toplantilarda dogruluk yolundan sasmamayi, bu sekilde ilerlersek Allah’in bize hak ettigimizi verecegine inandik. Nitekim oyle de oldu.

Zaman gecti. Ilerleyen yaslarimda bir seyleri degistirebilecegim icin siyasete atildim. Kendime en yakin gorus olan muhafazakar bir partinin mensubu olarak yer edindim. Yildizim parlamaya basladi. Dikkatleri cektigimi biliyor, sirf bu yuzden Allah’a siginiyor, bana guc verecegine inaniyordum.

En iyi donemlerimde hic beklemedigim bir anda sirf dusuncem ve soylediklerim yuzunden mahkum edildim. Iste o an inandigim her sey degismeye basladi. Ne kadar yaratan bana destek de olsa adaletin birkac capulcu tarafindan verildigini ve benim bu duruma el atmazsam benim gibilerin de yanacagini dusundum. Birkac kisiyi devreye soktum ve mahkumiyetim sona erdi.

Artik dusuncemi, kendimi ve hayata bakisimi yenileme zamaniydi. Dusman sandiklarimla oturup konustum. Kafirdi, mafirdi ama once bana yapilan zulumlari odetmeliydim. Mantikli anlasmalar yaptim. Boylelikle sempatizanlarim disinda arka gucler de bana sahip ciktigindan siyasi kariyerim biraz daha yukseldi. Derken benim dusuncemdekiler yavas yavas isteklerde bulunmaya basladi. Biliyordum… Hak edene hak ettigini vermeliydim ama insanlar yine beni yari yolda birakacakti. Bu yuzden direkt yandaslarimi tarafima cektim. Cunku benim gibi dusunenler bana asla ihanet etmeyecekti fakat digerleri suclu ya da sucsuz fark etmez illa ki bana benim gibi Hak yolunda ilerleyene ihanet edecekti. Bu yuzden digerleri dediklerimi teker teker cezalandirdim ve  buralara kadar geldigim icin bu yetkiyi kendimde gordum.

Zaman gecti… En guvendiklerim simdi bana ihanet etmis, gucumu elimden almaya kalkmisti. Insan boyleydi iste diye dusunmustum. Ne yapsan ne etsen de dahasini istiyordu. Utanmasalar benim koltugumu isteyeceklerdi. Siz kimdiniz ki? Ben yonetmeliydim. Ben bir yerlere gelmistim ve ben herkesin korkulu ruyasiydim. Nitekim sempatizanlarima da hak ettikleri cezayi vermistim.

Bir aksam uykum kacmis, yataktan kalkmis ve dusunmeye baslamistim. Ne yapiyordum ben? Bu yola ne icin cikmistim ve simdi nelere sebep olmustum? Dusuncesinden dolayi adaletsizlige ugrayan ben, gucu kendime layik gordugum icin herkesin basini yakabiliyor, insanlarin hayatlarini karartabiliyor, uzak yakin demeden herkesi yari yolda birakabiliyordum.

Bu muydu gercekten istedigim? Iyiligi, adaleti ve huzuru saglayacagim yerde guc beni yozlastirmis miydi? Bu dusuncelerden arinmak icin kutsal kitabi rastgele acmis ve Isra Suresi ile karsilasmistim. “Kim bu gecici dunyayi isterse orada ona, (evet) diledigimiz kimseye diledigimiz kadar hemen veriririz. Sonra da cehennemi ona mekan yapariz. O, buraya  kinanmis ve Allah’in rahmetinden kovulmus olarak girer.”

Bir an dondum, kaldim… Yozlasmis ve tipki atesten yaratildigi icin insana secde etmeyen seytan gibi kibrime yenik dusmustum. Hak, hukuk ve adaleti saglayayim derken her seyi kendimin yapmasi gerektigini sanmis, kendimi en iyi lider sanmis ve istedigim her seye sahip olmustum. Gun sonunda gercek anlamiyla bana guvenen kimse yoktu. Cok gucluydum. Belki artik Tanri kadar yalnizdim fakat gun sonunda siradan bir Ademogluydum… Bunu hatirlamak icin gec kalmistim… Cok gec.

 
Leave a comment

Posted by on September 30, 2018 in Uncategorized

 

Yansıma

fantastic-hd-mirror-imageUyanır sabaha dün akşamdan kalanla

Açar telefonunu bakar hemen mesajlarına

Yeni güne hazırlanır pek bir itinayla

Allah aşkına karakterini oturt artık ah be yansıma

* * *

Özenir bezenir ama olamaz istediği gibi

Gözlemlemeye başlar hemen en sevdiği kişiyi

Onun gibi giyinir, süslenir, benzetmeye çalıştırır kendini

Allah aşkına karakterini oturt artık ah be yansıma

* * *

Zaman geçer, yapmaya çalışır mutlu bir evlilik

Özendiği kişi çünkü giyecektir yakında bir gelinlik

Bu durum onun için yaratır büyük bir gerginlik

Allah aşkına karakterini oturt artık ah be yansıma

* * *

Kim olduğunun önemi yok, istiyorum sadece mutluluğunu

Tabi ki ölç tart ama yarat artık sen de kendi yolunu

Gerçekten sevin hak ederek bulanların mutluluğunu

Allah aşkına karakterini oturt artık ah be yansıma

 
Leave a comment

Posted by on September 24, 2018 in Uncategorized

 

Cumhuriyetcilik, Huzun Biraz Da Lidersizlik

cumhuriyet-yokluk-icinde-kurulduAtaturkcu yetistirilen ve bununla da sonuna kadar gurur duyan bir birey olarak, partisinin basinda cumhuriyet adi tasiyan ana muhalefet partisi kanimca kopruden son cikisi kacirmis, siyaset yapmaktan bezmis, iktidar inancini da yitirmis bir sekilde “en azindan hayattayiz, bu da bir sey be abi” hesabi yoluna devam etmektedir. 31 Mart gunu yerel secimler olacak, ana muhalefet yine ana muhalefet olarak yerinde kalacak, hemen hemen yeni hicbir ili kazanamayacaktir.

Bak! Ben orta okuldaydim… Iktidar partisi ve basindaki lider basa geldi. Gencligimin sonlarina geldim. Yine kendi ve partisi iktidar. Bu sure zarfinda sasirabilecegimiz, korkabilecegimiz ve de inanamayacagimiz hemen hemen her sey yapildi. Gerek adalet, gerek ozgurluk, gerekse hukuk adi altinda yapilmayan kalmadi. Bu durumlara verilen tepkiler ise seneler gectikce azaldi. Hatta yok oldu. Bizim Turk milleti ki aniden parlar, kafasina eseni soyler, bordo klavyeli hesabi atarini yapar sonra sakinlesirdi. Bak simdi insanimiza… Sessiz sessiz, sabahin korunde metrosuna binip isine gidiyor, aksamustu oldu mu yuruyen merdivenlerin saginda durarak efendi efendi tekrar metrosuna dogru iniyor, usulca evine gidiyor. Sosyal medyada espriler, sakalar, videolar goruyor. Guluyor, egleniyor, kafayi dagitiyor. Televizyonu acsa issiz adada ziplayanlar, kosanlar ve dedikocular var. Yahu doviz almis basini gitmis, saglam firmalar iflas bayragi cekmis, yarin obur gun sirketler kuculmeye gidecek. Iki bira bile icemiyor. Demiyor ki biz nereye gidiyoruz be arkadas? Cunku insanimiz yildi. Ne dese, ne etse hicbir sey olmayacak. Buna inaniyor. Haksiz mi? Hak vermemek imkansiz.

Siyasi gorusumden oturu isterdim ki, adinda cumhuriyet olan parti iktidar olabilsin… Dinmis, kokenmis, amcaogluymus gibi degerler bir kenara birakilsin, liyakat yerine gelsin. Farkli gorusteki insanlar birbirlerini elestirebilsin. Devlet icin verilecek kararlar belirli suzgeclerden gectikten sonra finale baglanabilsin. Oyle ya cesitliligin oldugu yerde farkli bakis acilari, farkli bakis acilarinin oldugu yerlerde ise yenilik olur. Iyi bir lider de bu yenilikleri degerlendirir, vatanina ve milletine asilar. Gercek liderlik ve adil yonetim de bu kadar basittir. Iyi bir ekip kurarsin, kendini ve ekibini sorgular, nihai kararlari birlikte verirsin. Fakat bakiyoruz ki cumhurbaskanligi seciminde partisinden daha fazla oy almis bir adami, partisi baskani olarak secmiyor. Bu mantikli midir? Bunun aciklamasi ne olabilir?

Dusunun ki bir forvete ilk kez forma sansi veriyorsunuz. O forvet takimini canlandiriyor, taraftarlari costuruyor, eski forvetten daha fazla gol atiyor. Mac bitiyor, takim yine yeniliyor. Bunun uzerine yeni forveti ilk onbire almak hatta kaptan yapmak yerine diyorsun ki yok ya biz yine bizim eskisiyle devam edecegiz. Bu dusunce yapisi akillara zarardir. Tipki partililerin istifa etmesi, secmenlerin sogumasi gibi bu takimin icinde de kopmalar ve taraftarin kusmesi olacaktir. Bu degismemeye direncin sebebi ya genel baskan orada zorla oturtuluyor ya da partililer simdi Allah muhafaza lider degistirirsek iktidar oluruz. Hic yonetime karismayalim biz boyle rahatiz, ay sonu maasimizi alalim, yolumuza bakalim dusuncesinde olabilir. (Zorla koltukta oturtuluyorsa rica ediyorum soylesin, hep beraber iktidar partisine oy verelim ki iktidar partisi her yerde tek basina yonetimi alsin hic 50+1 falan hesaplariyla ugrasmasin. Genel baskan da, partililer de emekliligin tadini cikarsin.)

Saka bir yana sahsim olarak cumhuriyetci oldugunu soyleyen partinin genel baskaninin yakin zamanda istifa edecegini zannetmiyorum. Istifa etse bile o cumhurbaskanligi secimindeki ates sonmeye basladi. Her dakika, her gun hatta her ay gectiginde Ince’den potansiyel lidere, partisine ve olasi kabinesine guven azaliyor.

Isterdim ki herkes kendi partisinin adami olsun. Muhafazakar misin? Muhafazakar ol, yasa ve yasat. Cumhuriyetci misin? Hak, hukuk ve adalet icin savas. Milliyetci misin? Vatansever ol, davran ve boyun egme.

Ne yazik ki goruyorum ki herkes bencilligin ve kimden ne koparirimin derdinde. Zamaninda chivas regal sisesi bitiren adam, bugun almis camiyi arkasina, hayirli cumalar diliyor, teskilat baskanligina yarisiyor. Yanlislara bas kaldiran buyuk bir adamin partisindeki zat, koltugunu korumaya almis, onumuzdeki secimlere bakacagiz, “moralinizi asla bozmayin” diyor.

Belki de hata bizde. Hangi partinin adami olursan ol, gorunen o ki degisen bir sey olmayacak. Gitsin ak, gelsin kirmizi… Yine ayni hatalar, ayni kayirmalar, ayni cozumsuzlukler olacak gibime geliyor. O yuzden gunumuzdeki liderlerden ve partilerinden nefret duymamak gerek. Dusunce yapisi degismedigi surece, sirf degisim icin degisimden de hayir gelmez. Bu yuzden Yilmaz Ozdil’in de ara ara yazilarinda dedigi gibi CHP kurtarilmadan Turkiye kurtarilamaz. Buradaki CHP sadece bir parti degil iste… Benlik, dusunce ve davranis. Bu durum gunumuzde imkansiz gibi. Belki bu aciz vucudum goremeyecek ama her seye ragmen unutmamali ki kotu gunler elbet bir sekilde gecer. Hatirlayalim! Osmanli Imparatorlugu yangin yerine donmusken IV Murat gelmis, halk, ordu ve ekonomi tekrar canlanmistir. Daha beter gunler geldiginde Mustafa Kemal gelmis, yaptiklari Dunya’ya parmak isirtmistir. Birileri yine gelecek ama gelmesi gereken zamanindan cok gec gelecek. O koltuklarda oturup hicbir sey yapmayanlari ise tarih asla hatirlamayacak.

 
Leave a comment

Posted by on September 12, 2018 in Uncategorized

 

Kaybetmeden Değeri Bilinmiyor Değerlinin

168143Normalde yazılarım gördüklerimle alakalı, biraz kurgusal, azıcık kişisel, gün sonunda ortaya karışıktır. Bir iki yazı dışında tam anlamıyla kendimden bir şey yazmam. Başkalarının dünyasını çok umursamadığım için başkalarının da benim dünyamı çok umursamalarını istemem. Öyle ya küçük dünyalarımızda olup bitenler yerine büyük düşünüp herkes için adalet, eşitlik, mutluluk, aşk ve güzel bir yaşam kurmanın ya da kurma gayretinin daha anlamlı olacağına inanırım. Mustafa Kemal gibi bir adamın da dediği gibi bu naçiz vücutlarımız bir gün elbet toprak olup gidecektir. Bu yüzden düşünce ve yaptıklarımızı sonraki nesillere aşılamamız lazım. Onlar da önce sorgulasın, ondan sonra bu yaşamda ne yapacaklarına karar versin. İşte bu yüzden genelde eleştirisel yazmaya gayret ederim ki ben de dahil hepimiz kendimizi yontabilelim… Neyse.

Yakın zamanda yani dün (bayağı uzun bir gün, bakma!) arabamı servise verdim ve bir gün boyunca hayatımda büyük bir eksiklik hissettim. Emin ol, hala da hissediyorum. İş dönüşü iş arkadaşımın beni bırakması yerine farklılık olsun diye yürümeyi tercih ettim. Nasıl da garip geldi. Yaşadığım şehir daha farklı geldi gözüme. O kadar da sıradan ve sıkıcı değilmiş. Trafikte beklemek yerine ara sokaklardan hemen eve ulaştım.

Sabah olduğunda işe gitmeye hazırlanırken ani bir yağmur bastırdı. Arabam malum dünden beri servisteydi. Uzun süre kullanmadığım hatta varlığından bile haberdar olmadığım şemsiyeyi bulup yola koyuldum. Yağmur o kadar şiddetli yağıyordu ki yüce güçler tarafından bana karşı yapılan bir test olmalı herhalde diye düşünmeden alamadım kendimi. Öyle ya istediğin dine inan, bizleri yaratan bir yaratıcı ve bu dünyada da olma sebebin var birader. Öyle evrimmiş, maymunmuş, gorilmiş… Bunları geçelim… Neyse…

Yollarda alt yapı olmadığı için köşeden köşeye gitmeye çalıştım. Sol tarafımdan koşar adımlarla ilerleyen bir tane – hep de olur ya ama valla oldu – üstü başı kir içinde birini gördüm. Sanıyorum işçi. Başına gazeteyi tutup yağmurdan korunmaya çalışmış, elindeki iki tane ekmeğin bulunduğu poşetle de işine doğru gidiyor. Yani işine doğru gidiyordur diye düşünüyorum. Yoksa sabahın bir körü hele bu yağmurda acil ekmek almam lazım diye düşünmemiştir değil mi? Herhalde inşaat işçisi ve arkadaşlarına ekmek aldı. Biraz bir şey atıştırıp, yarı aç çalışıp, gün sonunu bekleyecek. İşte bu durum beynimde kıvılcımlara neden oldu.

Beni bilen, bilir. Karakterim gereği çok söyleniyorum. Belki mükemmel olmasa da sahip olduklarımın sorunsuzunu, iyisini istiyorum ama onları kaybettiğimde kafama dank ediyor, etti. Aşk için de böyle bu durum. Hayatımda olan kadının değerini unutuyorum bazen. Ailemi, arkadaşlarımı da yersiz yere üzebiliyor ya da ilgilenmiyorum. Hatta bazen işim bile sıkıcı gelebiliyor. Bunlar işte hep rahatlıktan, sıradanlaşmadan… Sahip olunca bir şeye, onun değerini unutuyoruz. Kaybedince de ‘’ama, ama, ama’’ diye üzülüyor ve özlüyoruz.

Demem o ki, şimdi anlamaz çoğunuz malum saçma sapan haber kaynakları ve filmlerle beyniniz yıkandığı için sorgulayamaz hale geldiniz, arabamın yokluğu sahip olduğum değerlere ve benim için değerlilere daha sıkı sıkı sarılmam gerektiğini hatırlattı. Gerçekten kötü olmadan iyinin değerini, problem olmadan çözüm yolu aramayı, kaybetmeden savaşmamız gerektiğini hatırlamıyoruz ya da ben hatırlamıyorum.

Özet: Hayatının parçası olan şeyleri ara ara vur, kır, parçala ama asla değerlerini unutma. Onlar için hep savaş!

 
Leave a comment

Posted by on September 8, 2018 in Uncategorized

 

Baron Kılıklı Bey

businessman-cartoon-character-in-blue-suit-vector-10297375

Bazı marjinal işyerlerinde genel müdür yardımcısı pozisyonlarında baron kılıklı bir bey vardır. Hem orta seviyedeki çalışanlarla arası iyidir, hem de müdür ya da patronun en sevdiği adamlardan biridir. Slim fit gömlekler giyer, fotoğraflarda pahalı saatini gösteren pozlar verir, ses tonu sabahın körüne rağmen güçlü ve enerjiktir, hep ilginç ama abartılı anıları vardır ve kendince komik bir şey anlattığında çalışanlar ‘’Hahaha ay Baron Kılıklı Bey çok komiksiniz’’ der. Tanıdın mı o tipi?

Biraz daha ayrıntı vermeye devam edelim… Ortalık karıştırır. Bundan da büyük bir haz duyar. Patronla Uzakdoğu serüveni yaşarken, bir yandan patrona çalışanlar hakkında atar tutar, bir yandan maillerinde şu an Uzakdoğu seyahatindeyim, bu yüzden asistanım yardımcı olacaktır diye gösteriş yapar. İlgi manyağıdır, her şey onun etrafında dönmelidir ve kendi gözünden kendisi tam bir iş bitiricidir.

Ukalalığı yüzünden seveni de olur, sevmeyeni de. Kimi müşteriler bu adam yüzünden o firmayla çalışır, kimi müşteriler aman beni onunla muhatap etmeyin der ama inceden onunla savaş halinde olduğundan yine o firmayla çalışmaya devam eder.

Bunu bildiği için her şekilde rahat tavırlar sergiler. Kazanç kelimesinin eş anlamlısıdır. Ara ara müşterilerle buluşur, hem yer hem yedirir, ilişkileri sıcak tutar. Göz önünde bulunmak ister. Futbolu çok sever, yurtdışına maçlara gider; yatırımları takip eder, bununla ilgili paylaşımlar yapar ve rakiplerinin fiyatları hakkında kendini güncel tutar, patronla arasından su sızmaz.

Gün sonunda baron kılıklı bey kendi kişisel egosu dışında ne ruhuna, ne de vatanına bir şey katar. Asla fakir fukaraya yardım etmez, değil inanç amaçlı, gezi amaçlı bile ne cami gezer ne de kilise… Ruhu boş, ahlakı olmayan bir bireydir çünkü… Siyasi yorumlar yapmamaya özen gösterir. Adaletsizlik karşısında ne tepkisini açık yüreklilikle söyler ne de tarafını belli eder. Su gibi akar yolunu bulur. Gereksiz risk almaz. Kendisine bir şey olmasına izin vermez.

Aslında her şeyi vardır gibi görünür. İyi bir kariyeri, bilinen insanlardan oluşan bir çevresi ve güzel bir maddi durumu. Yine de kimseyi gerçekten sevemez. Sevse bile sıkılır. Yükseklerde yaşamaktan bıkmış, istediği şeylere ulaştığını zannetmiş fakat bu hayatta gerçek anlamda ne kendine bir iz bırakmıştır, ne hayatını isteyerek yaşamıştır, ne de gönülden aşk yaşayıp tadını alabilmiştir. Bu yüzden baron kılıklı bey yalnızdır, mutsuzdur… Bunu bildiğinden gece çöktüğünde, kendiyle baş başa kaldığında başkalarının hayatlarındaki olumlu değişimlere gıpta eder ve eleştirir. Bu yüzden hiçbir şeyi yoktur. Çünkü eleştirmekten başka yapacak çaresi yoktur. Ne yazık ki yükseklerde uçan bu baron kılıklı bey ezdiği, küçümsediği ve içten içe özendiği insanların hayattan tattığı zevki asla anlamayacak ve tadamayacaktır.

 
Leave a comment

Posted by on September 4, 2018 in Uncategorized

 

Kahramanlar ve Figüranlar

Heroes_CurrentSeries.jpgAdalet ve liyakat konusunda gün ve gün mükemmel bir gerileme içerisindeyiz. Simple present tense bilmeyen adamlar yüksek yerlere geliyor, onlardan olanlar koruma altına alınıyor; okumuş, etmiş adamlar pis kötü kaka ilan ediliyor. Hukuk bazen seni koruyor, bazen onları affediyor, bazen ikinizi de korumuyor. Hatta daha sonra biz hata yapmışız, ‘’pardon’’ diyor. İster sıradan, ister hayati olsun, kararlar alınırken bilenin değil; çoğunluğun dediği oluyor. Yani adamın biri ‘’ iki kere iki bundan sonraki süreçte beş olacak arkadaşlar onaylıyor muyuz?’’ dediğinde çoğunluk onaylıyorsa iki kere iki beş oluyor. Bunun adı yasa oluyor. Buna demokratik seçim deniyor. ‘’Hayır, kardeşim dört eder. Siz ne yapıyorsunuz? Saçmalamayın!’’ dediğinde kurallara karşı gelmiş oluyor ve toplumdan dışlanıyorsun. Öyle ya, demokraside bir konu hakkında bilgi sahibi olmana gerek yok. Hepimiz eşitiz. Hepimiz her şeyi biliriz. Hepimiz her şeye karar verebiliriz. Fakat konu senin lise – üniversite seçimlerine ve iş girişlerine geldi mi testler, sınavlar, mülakatlar var. Yani on sekiz yaşına giren bir genç, ülkenin sistemi hakkında bilgi ve hak sahibi olabiliyor ama başvurduğu firmanın depo elemanı olma sınavında kalıyor, işe alınmıyor. Ülkenin sistemini değiştirebilmeye yetisi olan kardeşimi siz nasıl işe almazsınız lan? Evet! Lan! Diyesi geliyor insanın… Peki, terbiyemizi takınalım ve bu tezatlık karşısında ne yapabiliriz bunu düşünelim.

Sessiz durabilirsin. Sessiz durmak derken konuşmana, sosyal paylaşımlarına ve ikili ilişkilerine dikkat etmeyi kastediyorum. Otosansür yapacaksın. Kendi kendini frenleyeceksin. Öyle her şeye yorum yapmayacaksın. Çiçekli, böcekli paylaşımlara adayacaksın kendini. Farklı bir paralel evrende yaşıyor gibi davranacaksın. Ben bunları yapamam, susmak bana ters kardeşim diyorsan da, o zaman hiç düşünmeyeceksin. Evet! Bir denizanası edasıyla beynin olmadan yaşamına devam edeceksin. Olan biteni sorgulamayacak, işine, okuluna gidecek, senden beklenileni yapacak, biraz maaş kazanıp, saçma sapan yarışma programları izleyip, kredi çekip, evlenip, üzerine de okul taksitleriyle uğraşacağın çocuk yapıp, ölümlü yaşamını çarçur edecek ve arkandan ‘’İyi bilirdik’’ dedirteceksin. İnanırsın, inanmazsın… Sonraki dünyada sorgu melekleri ‘’Evet! Anlat bakalım ne yaptın?’’ dediklerinde ‘’Valla bizde durumlar vahimdi.  Sizler de daha iyi bilirsiniz gerçi ama ben doğru bir yaşam için mücadele etmek yerine susmayı tercih ettim. Öyle sessizce kendi kabuğumda yaşadım, sonrası işte malum buradayım.’’ diyeceksin. Öyle ya, düşündükçe, medyayı ve çevreni biraz takip edince zaten bir şeylerin yanlış olduğunu göreceksin ve canın sıkılacak. Gerek yok… Sen mi kurtaracaksın memleketi? Sana ne? Önüne bak önüne… Bu hayatta figüransın sen. Yerini bil, boynunu eğ, kula kulluk et. En pahalı benzini al. Durma! Yoluna devam et.

Eğer bu ikisi de sana tersse yani hem otosansür yapamıyor, hem beyinsiz kalamıyorsan o zaman kahramansın sen kardeşim. Evet! Kahraman… Kaybedeceğini bile bile adaletsizlik karşısında susmuyorsan kahramansındır. Bunun için sokaklara çıkmana gerek yok. Gymlere gidip, kas yapıp instagrama story atmana da gerek yok. Hele cumhurbaşkanı adayını parti başkanı bile seçmeyen bir partiye üye olmana hiç gerek yok. Günlük davranışlarınla, konuşmalarında, işinde ve yaşamında tarafını belli edeceksin. Buna göre yaşayacak, buna göre davranacaksın. Belki bu şekilde yaparak, tepki çekecek ve kendi kendine zarar vereceksin ama içten içe hem sen, hem sevdiklerin, hem de düşmanların diyecek ki ‘’Ne kadar da doğru bir insan’’. İşte bu doğru insanlardan biri de İrfan Değirmenci. İrfan Değirmenci ki televizyonlarda yıldızı parlamış ve daha da yükselebilecek bir spiker iken, düşünceleri yüzünden artık sadece kendi evinden yayın yapabilen, patreon sitesi sayesinde çok az destek alan ve gündemi bizlere kendince şeffaf bir şekilde aktarmaya çalışan bir kahraman. Kim kaybetti? İrfan Değirmenci mi? Yoksa ülke olarak biz mi? Biliyorum dahası da var. Uğur Dündar – Levent Üzümcü – Yılmaz Özdil – Müjdat Gezen vs nice kahramanlar var ama dün İrfan Değirmenci’nin kendi evinden yaptığı yayınını izledim ve dedim ki ‘’ne kadar da doğru bir insan’’ Demem o ki dostlar, bu kafada ve benzeri kahramanları karalamak gün sonunda bizlere zarar verecek. Sorgulayan, doğruları haykıran, işini iyi yapan insanları düşünceleri yüzünden eleyip, yerlerine sorgusuzca itaat etmeyi baz alan, boş beyinleri koyarsak, trenler rayından çıkar, uçaklar pistlerde kaymaya başlar, ameliyatlar hatalı yapılmaya başlar, öğretmenler öğretemez hale gelir, sanat – kültür zevk vermemeye başlar, kısaca bizler başarısız hiçbir işi doğru yapamayan, beceriksiz, liyakatsızlıktan dolayı da mutsuz bireyler hale geliriz. Kahraman olun demiyorum, figüran kalın yine ama kahramanları yok etmeyin. Çünkü ne kadar eleştirirsen de eleştir, kahramanların tarafı gün sonunda hak, hukuk ve adalettir.

 
Leave a comment

Posted by on August 1, 2018 in Uncategorized